Bu haftasonu 4 temmuz tatili nedeni ile yine ufak bir kaçamak yapacağız. Fakat bu sefer yolumuz 4.5 - 5 saat. Böyle araba yolculukları için nasıl hazırlanmalı bir videoya denk geldim. Video ingilizce ama kısa kısa tavsiyeleri özetleyeyim.
*Arabada çalabileceğiniz sesli kitap, masal veya hikaye CDs alın, indirin veya kendiniz hazırlayın.
Sesli kitap, masal veya hikayeler için http://www.cocuklahayat.com/category/masallar/ linkine gidip hem nasıl yapıldığını, hem de örnekleri görebilirsiniz. Benim yazdığım Kendi sesinizden Ninni CD si hazırlayın yazısını da okuyabilirsiniz. Ninni veya masal aynı şekilde kaydediliyor.
* Arabada konuşabileceğiniz ve çocuklarınızın da dikkatini dağıtacak ve hepinizi yakınlaştırıp eğlendirecek soru ve konu listesi hazırlayın.
* Yeni ve çok ucuz ve ufak ufak oyuncak, kitap veya benzer eşyaları tek tek paketleyip büyük bir çantaya koyup her saat başı yeni bir tanesini çıkarın. Ayrıca yol boyunca uslu durursan yeni birşey vereceğim diye koşullayabilirsiniz. Amerika'da olanlar için Halk kütüphaneleri ve Dollar Store lar en iyi kaynaklar.
* Müzikli, sesli kitap, karaoke oyuncakları, ufak oyun konsolları yolculuklar için ideal oyuncaklar.
Benden birkaç ekleme:
* Daha büyük çocuklara yolculuğu takip edecekleri bir harita vermek ve yol boyunca görülecek veya bulunacak şeylerin listesini yapıp Çocuklarla müze gezisi yazımdakine benzer harita avı hazırlayabilirsiniz.
* Eğer mümkünse yolculuğu çocukların uyku saatine denk getirebilirsiniz.
İlginizi çekebilecek benzer yazılar
Araba yolculuklrı için pratik aktivite tepsisi
Kısa yolculuklar için çocuklara animasyon çantası
Salı, Haziran 30, 2009
Gezilerimiz - Kuzu Çiftiği (Lambs Farm)
Pazar günü Chicago ile Milwaukee arasındaki otoban üzerinde bulunan Lambs Farm isimli bir çiftliğe gittik. Çiftlik çocuklara eğlence ve biraz da öğrenme amaçlı kurulmuş, içinde çiftlik hayvanları, çocuk treni, atlıkarınca ve mini golf alanı ve de pony ve ata binilebilen alan olan bir nevi hayvanat bahçesi.
Chicago ve Milwaukee civarında yaşayan çocuklu ailelere kesinlikle tavsiye ederim. Açık alan aktivitesi, yağmursuz bir günü seçin. Günlük giriş alın. İçinde restoranı da mevcut. Biz çocuklarla çok eğlendik.
Aşağıdaki resimlere geçmeden evvel bu çiftlik hakkında çok enteresan olduğunu düşündüğüm bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Çiftlik dışarıdan bakıldığında alelade hayvanat bahçesinden çok farkı olmayan, hatta ufak çaplı bir yer. Fakat bu çiftlikte gelişim problemleri bulunan yetişkinlere çalışma imkanı dahil bir çok imkan sunuluyor. Down sendromu, kısıtlı zeka gibi gelişim problemleri olup da uygun ortamlarda kendi kendine yeten ve hatta topluma ayak uydurabilen yetişkinler burada yaşıyorlar, çalışıyorlar ve meslek öğreniyorlar. Hem hayvanat bahçesi kısmında hem de restoranda çalışan bir çok örnek gördük. Bizim masayla ilgilenen ve kızımla çok iyi dost olan, tam olarak problemi ne olduğunu anlayamdığım ama biraz ağırca konuşan beye baktıkça içim cız ettiyse de bir köşede kapalı kalıp hiçbirşey yapmadan ömür çürütmektense bu imkanlar bir nebze mutlu olduklarını (ümit edip) düşünüp rahatlamaya çalıştım.
Bu bazı gelişim problemleri olanlara özel çiftliği kuran karı kocanın hikayesi, amacı ve şu andaki hizmetlerini linklerden okuyabilirsiniz. Sağlık herşeyin başı. Yerinde bir sağlık, sağlam bir vucüt ve yerinde bir zihin için ne kadar şükretsek az. Ama olmadığı zaman da kafaları kuma gömüp oyle birşey yokmuş gibi davranıp, dünyada sadece sapasağlam insanlar yaşıyormuşçasına ortam yaratmak da haksızlık. Çünkü bir anne olarak onların da birilerinin evladı diye düşünüyorum ve onlar da çocuklarını rahatça yaşayabilecekleri bir ortamda bırakıp gitmeyi arzu ederler diye tahmin ediyorum.
İşte bu özel çiftlikten birkaç kare.
İneğin kafasına yuva yapmış bir kuş.
Bu da lama. Güney Amerika'da çiftlik hayvanı olarak mı geçiyor acaba?
Pazartesi, Haziran 29, 2009
Haftanın Menüsü - 29 Haziran
Bir önceki haftanın menüsünü sanki dün yapmıştım da bloga yazmıştım. "Şimdi yeni haftanınkini yazmak gerek" diye bilgisayar başına geçtiğimde haftanın ne kadar inanılmaz bir hızla geçtiğini anlıyorum. Chicago'da yaz başladı Allah'a şükür. Havalar harika. Bu sebeple biz saldım çayıra mevlam kayıra vaziyetteyiz.
Geçen hafta elimin ayarı kaçmış. Bir de plan dışı bir mangal çıkınca bugüne yemek yapmay gerek kalmadı. Haftasonu gezimizden fotolar bir sonraki yazımda geliyor.
Pazartesi: Izgara Köfte - Pilav (Pazardan kalan)
Salı: Izgara Balık - Makarna - Brokoli Salatası
Çarşamba: Bezelyeli Yeşil Çorba - Biber Dolması (*DD)
Perşembe: Kalanlar
Cuma: Mantarlı Tavuklu Dürüm - Pilav
Cumartesi: Patatesli Patlıcanlı Oturtma (*DD)- Zeytinyağlı Fasülye
Pazar: Köfte - Fırında Patates - Salata
*DD: Derin dondurucudan
Siz yaptığınız menülerinizi Haftanın Menüsüne ekleyebilir, diğer blogger ların menülerine bakabilirsiniz.
Geçen hafta elimin ayarı kaçmış. Bir de plan dışı bir mangal çıkınca bugüne yemek yapmay gerek kalmadı. Haftasonu gezimizden fotolar bir sonraki yazımda geliyor.
Pazartesi: Izgara Köfte - Pilav (Pazardan kalan)
Salı: Izgara Balık - Makarna - Brokoli Salatası
Çarşamba: Bezelyeli Yeşil Çorba - Biber Dolması (*DD)
Perşembe: Kalanlar
Cuma: Mantarlı Tavuklu Dürüm - Pilav
Cumartesi: Patatesli Patlıcanlı Oturtma (*DD)- Zeytinyağlı Fasülye
Pazar: Köfte - Fırında Patates - Salata
*DD: Derin dondurucudan
Siz yaptığınız menülerinizi Haftanın Menüsüne ekleyebilir, diğer blogger ların menülerine bakabilirsiniz.
Çarşamba, Haziran 24, 2009
Çocuklarla suluboyaya farklı bir bakış
Yazıştığım gruplardaki annelerin Kıpırcan'la aynı yaşlardaki çocukları resim yapmaya bayılıp yapbozlarının birini bitirip öbürüne başlarken bizimki bunlara o dönemlerde hiiç alaka göstermemişti. ben tabi klasik ilk ve tek çocuklu anne olarak pimpiriklenip dert edinmiştim. Şu anda ise Kıpırcan hem bütün bunlarla ilgili, hem de Kımılnaz o yaşta Kıpırcan'ın ilgilenmediği resim, puzzle vb ne varsa hepsini yapıyor.
Son okuduğum "Çocuğunuzun ilk öğretmeni sizsiniz" (You are your child's first teacher) isimli kitapta çocuklarla resim sanatı ve suluboya üzerine çok güzel ve bilgilendirici bir bölüm var. Çocuğunuzun sanatsal kabiliyetini geliştirmek başlıklı bu bölümde çocukların dönem dönem niye boyadıkları ve çizdikleri, ne boyadıkları ve çizdikleri, ne ile boyadıkları çok güzel açıklanmış.
Çocuklar ilk 1.5-2 yıl içinde yaptıkları boyamalarda herhangi birşey resmetmek veya ifade etmek için yapmıyorlar. Onlar için önemli olan çizme ve boyama hareketi. Genellikle daire şeklinde olan hareketler. Sonra işin içine yavaş yavaş renkler giriyor. Ve de değişik materyaller. Kitaba göre bunlar aslında sıra ile yavaş yavaş sunulmalı.
Yine kitaba göre bütün resim materyalleri arasında çocuklara ilk olarak en uygun olan suluboya. Çünkü hareketler serbest, yumuşak ve renkler yoğun. Suluboyayı da kuru kağıda değil, renklerin dağılması için ıslak kağıda yapılmasını öneriyor.
Yine çocuklar için renkler önemli ama çocuk birkaç rengi kullanarak birşey ifade etmeyi amaçlamıyor. Onun için önemli olan hareketin ve rengin kendisi. Renk araç değil de amaç. Bu yüzden ufak çocuklarda suluboyaya tek renkle ve ana renklerle (sarı, kırmızı ve mavi) başlanmasını sonra yavaş yavaş ikili renk kombinasyonlarına geçilerek ardından renk sayısının artırılmasını öneriyor. Bu sıralı sistem aynı zamanda, ıslak kağıdın kullanımı ile renk karışımlarının özümsenerek ve tecrübe ederek öğrenmesine yardımcı oluyor. İkili sisteme geçildiğinde bir renkten diğer renge geçerken çocuğunuza suluboya fırçasını nasıl temizlemesi gerektiğini de göstermeniz gerekiyor. Böylece renkler ıslak kağıtta karışıyor, fırçada değil.
Ayrıca resim yapılırken vey yapıldıktan sonra bu nedir, ne çizdin gibi sorular ve çizdiği şeyin üzerine yorum yapmak yerine renklerin güzelliğinden bahsetmek daha uygun.
Kıpırcan'a mesela parmak boyası verdiğimde hep dört rengi birden koyardım. O da hiçbir zaman kağıda birşey resmetmez, bütün boyaları eline alır, mıncık mıncık karıştırır, sonra ellerinde oluşan çamurlu yeşil rengi tamamen kağıda geçirirdi. Elindeki boya bitince resim de bitmiş olurdu.
Veya önüne 12 lik suluboya veya 24 lük pastel boya seti koyardım. Yine aynen fırça bir o renge dalar, bir bu renge, sonra bardaktaki suya karıştırır ama kağıtta pek birşey olmazdı.
Bu sistemle en azından artık kağıtta birşey görebiliyoruz. Boya bitene kadar resim yapıyor, boya bitince resim de bitiyor. Boyalarını boş cam mama kavanozlarına koyuyorum. Tempera denen bir boya cinsi kullanıyorum.
Kımılnaz hala parmak boyası (dokunma ve hissetme) safhasında ama abisini de taklit ettiği için kağıdını da boyuyor. Allahtan çabuk yıkandığında ciltten ve diğer materyallerden çıkıyor. Birine ne verirsem öbürüne de onu vermem gerektiği için ikisine de Tempera veriyorum.
Haftasonu masaya resim alanı kurmak yerine resim tahtasını bahçeye çıkardım. Her yüze bir kağıt yapıştırdım. Çok ilgi gördü. Birbirlerine bulaşmadan 20-25 dk boyadılar. Ben de Kımılnaz ellerini bileklerine kadar kavanozlara batırıp sandalyeye sürerken bir kere "kızım, orayı boyama. boyayı kağıda yapalım diye bunları çıkardım." dedimse de sonra kendi haline bırakıp gördüğünüz fotoğrafları çekmeyi uygun gördüm.
Etiketler:
Eğitim,
Çocuklarla Sanat
Pazartesi, Haziran 22, 2009
Haberler ve hediyeler
Birinci haber 160 tane izleyicim olmuş. Google Reader'da 245 kayıtlı takipçi gözüküyor (160 ı Google Friend Connectten) Kendi kişisel blogum olmadığı için kendi keyfim için yazıyorum diyemeyeceğim. Ben elbette severek yazıyorum ama, daha çok paylaşma amaçlı yazıyorum. Birilerine bir faydası olur, bir işi kolaylar da çocuğu ile daha fazla başbaşa kalır, gece kesintisiz bir uyku çeker diye.
Ufak bir teşekkür bab'ında Google Friend Connect'teki okuyucularımdan 3. kişiye ufak birer hediye göndermek istiyorum. O yüzden Random.org daki tam sayı üreticisi ile bir çekiliş yaptım. (Şekil 3a)
85. 124. 160. izleyiciler
Ece'nin Annesi Mummy
Nehir'in Annesi Meltem
ÇiğdemAgalar
pratikanne@gmail.com a e-mail atarsanız sizlere ufak birer sürprizim olacak. Bu böyle habersiz oldu.
Takipte olan herkese çok teşekkürler.
Bunun dışında madde madde kişisel haberler:
1. İşe geri döndüm. Eski işimde yeni bir proje başladı. Ben de er ya da geç bir vakit işe geri dönmek durumunda kalacağım için evden çalışma fırsatı kapıma gelmişken tepmedim, tepemedim.
2. Ben işe geri döndüğüm için yeni bakıcı aramaları başladık. Buradayken annem bakıyordu hepimize de, annem cuma dönünce mecburen bakıcı bulmak durumunda kaldık. Ama bu sefer bakıcı bulma tecrübem bayağı sıkıntılı geçti. Bir ay evvelinden aramaya başladığım halde bakıcıyı pazar buldum, pazartesi başladı. O kadar sıkıştık yani. Çok münasebetsiz insana denk geldim bu sefer. İnşallah bu işe aldığımız dendiği gibi iyi çıkar. Geç oldu ama güçlük çıkarmaz inşallah.
3. Bizim bodrum katını, yani çocukların oyun odasını yine su bastı. Zaten şehri toptan su bastı da bizim bodrum da nasibini aldı. O kadar paralar verip pompa taktırmıştık. Fakat bu sefer Chicago'ya 1961 den beri bir günde düşen rekor yağış başımıza düşünce mahallecek battık. Sistem yağan suyu kaldıramamış, geri tepti. Bütün bunlar bir de annemin yola çıkacapı gün oldu. Dolu bile yağdı yani. Öyle inanılmaz bir gündü Alt kat yine savaş alanı gibi. Allahtan hava sıcak, arka bahçeye oyun alanı kurduk.
4. Son iki hafta evveline kadar burada havalar pek bir soğuktu. Bu sene erkenden fide versin diye diktiğim tohumlarım nedense geçen seneki kadar kuvvetli değildiler. Bir kısmı kuvvetlenemeden telef oldu. Bir kısmını tekrar tohumdan diktim toprağa. Neyse şimdi bayağı bir fide var. Yağmurları yediler. Bu hafta güneşi de alırlar. Büyüsünler artık. Temmuz geldi. Mahsülün M si yok ortada.
5. Oğluşu yakınımızdaki şehir parklarından birinde bir yaz kampına yazdırdık. 4-5 yaş çocukları için Playcamp. Parkta beyzbol sahası, kapalı basket sahası, yepyeni bir oyun alanı ve yuva sınıfı var. Hava ve çocuklar müsaitse bütün gün çocukları koşturuyorlar. Sabah 10 ile öğleden sonra 2 arası. Bugün kendisini almaya gittiğimde çok yorgunum diye oradan oraya devriliyordu. Sıcaktan börtmüş yazık.
Özellike Kıpırcan için bir sürü değişiklik üstüste geldi. Bu yüzden arada yine ibresi şaşıyor. :)
Pazar, Haziran 21, 2009
Haftanın Menüsü - 22 Haziran
Biz de büyük değişiklikler var. En önemlisi altı aydır bize bakan anneanemiz (annem) vatana ve kocasına geri döndü. Dolayısı ile ben de Haftalık Menü yapmaya geri döndüm.
Başka havadisler de var ama acilen Kıpırcan'ın yarın başlayacak olan oyun kampı için eşya ve elbiselerine isim yazmam lazım.
Pazartesi: Nohutlu Çorba - Sebzeli Köfte (DD*) - Bulgur
Salı: Ananaslı Tavuk Şiş - Bademli diri fasulye
Çarşamba: Sebze Çorbası - Kuru Fasülye - Pilav
Perşembe: Kalanlar
Cuma: Izgara Somon - Izgara Kuşkonmaz - Mevsim Salata
Cumartesi: Ispanaklı Tavuk (DD*) - Brokolili Makarna
Pazar: Bezelye Yemeği - Milföylü börek
*DD: Derin dondurucudan
Siz yaptığınız menülerinizi Haftanın Menüsüne ekleyebilir, diğer blogger ların menülerine bakabilirsiniz.
Başka havadisler de var ama acilen Kıpırcan'ın yarın başlayacak olan oyun kampı için eşya ve elbiselerine isim yazmam lazım.
Pazartesi: Nohutlu Çorba - Sebzeli Köfte (DD*) - Bulgur
Salı: Ananaslı Tavuk Şiş - Bademli diri fasulye
Çarşamba: Sebze Çorbası - Kuru Fasülye - Pilav
Perşembe: Kalanlar
Cuma: Izgara Somon - Izgara Kuşkonmaz - Mevsim Salata
Cumartesi: Ispanaklı Tavuk (DD*) - Brokolili Makarna
Pazar: Bezelye Yemeği - Milföylü börek
*DD: Derin dondurucudan
Siz yaptığınız menülerinizi Haftanın Menüsüne ekleyebilir, diğer blogger ların menülerine bakabilirsiniz.
Cumartesi, Haziran 20, 2009
Pratik Anne babalar gününüzü kutluyor

Blogda genelde hep herşeyi ben yapıyormuşum gibi yazıyor olabilirim. Aslında her pratik annenin arkasında harika bir baba olduğu gibi bizde de annelerin yanında üç adet baba mevcut. Sizlere onlardan bahsedeyim.
Babişkom: Benim babişkom bir tanedir. Bize kıyamaz. Allahtan vakti zamanında nasıl olduysa bize otorite imajı yaptı da ota .oka bulaşmadan büyüdük. Fakat ben sonradan farketmiştim babamın göründüğü kadar sert olmadığını. Şimdi bir anne olarak düşününce hakikaten onları zor durumda bırakacak şeyler istediğimde, biri "diğeri izin verirse olur" diye beni birbirlerine pasladıklarında en son babamdan olur çıkacağını keşfetmiştim. Ama sonra benim arkamdan endişeden annemin başını yediğini öğrenmem uzun sürmemişti.
Hala en fedakar baba odur. Bize yardım etsin diye aylarca annemi buraya yollayıp kendisi tek başına oturdu. Dün kavuştular birbirlerine neyse.
Babişkom, sen merak etme. Biz çok iyiyiz. Çocuklar yemeklerini yiyorlar. Bu akşam çamaşır bile yıkadık. :) Seni seviyorum. Babalar günün kutlu olsun.
Kocacım: Kocacım diye demiyorum harika bir babadır. Kıpırcan'a sorun zaten "Babam" der başka birşey demez. Babanın çocuklar için anneden farklı bir görevi olduğuna ve iyi bir anne kadar iyi bir babanın de çocukların hayatında elzem olduğuna inanıyorum. Allah ağız tadımızı bozmasın.
İkimiz de oturuyoruz kalkıyoruz, çocuklarımız. Başbaşa kalıyoruz, çocuklarımız. Çocuklara düşkünlük konusunda benden zerre kadar geride kalmaz. İşe gittiği için baba daha kıymetli tabi. İşten gelince bir sevinç gösterileri oluyor ki, hayretlere şayan. Benim de evde dura dura yüzüm eskidi sanırım. O kadar yorgunluktan sonra durmaz oturmaz çocuklarla koştura koştura oynar. Ailemizin "hareketli" oyunlardan ve futboldan sorumlu devlet bakanı odur.
O da yavrularına hiç kıyamaz. Çok da pimpiriklidir. Çocuklarla ilgili dikkatsizliği veya umarsızlığı kesinlikle kabul edemez. Benim bile bazen peşimi o toparlar, veya dürter.
En çok da haftasonları beni uyumaya bırakıp sabahın erken bir vaktinde uyanan çocuklara göz kulak olduğunda babaların ve kocaların bir tanesidir.
Sen bir tanesim aşkım. Benim ve çocuklarımın şansısın. Seni çok seviyoruz. Babalar günün kutlu olsun.
Kayınbabacım: Öncelikle böyle harika bir oğul (bu modelden bir tane daha var aslında, toplamda iki taneler) yetiştirdiği için zaten teşekkürü kendisine borç biliyorum. Kendisi buraya geldiği halde, 9 gün geç doğan torununu göremediği için bi koşu gidip işlerini ayarlamış, sonra okyanusu tekrar geçerekten torunu ile tanışmaya gelmişti. Nöbetleşe torun bakımı dönemlerinde eşini torunlara bırakıp memlekete tek başına dönen babalardan biri de odur.
Sizi çok seviyoruz. Babalar gününüz kutlu olsun.
Allah hiçbirinizi başımızdan eksik etmesin.
Cuma, Haziran 19, 2009
1-2-3 Magic - 1-2-3 Mucize
Disiplin, yap dediğını yaptırma, yapma dediğini dinletme ile ilgili bizim Kıpırcan ile uyguladığımız ve bize uygun olduğunu düşündüğüm bir yöntem var. Adı 1-2-3 Magic (1-2-3 Mucize). Dr. Thomas Phelan tarafından türetilmiş. 2-12 yaşları arasında kullanılıyor. Time-out un varyasyonu diyebiliriz. Ama doğru uygularsanız, cezalandırma değil ve koşullu şartlanma sağlandıktan sonra time-out a varmadan istenmeyen davranışı durdurabiliyorsunuz.
Ben bu yöntemi Kıpırcan 2 yaşlarındayken bagırıp çağırmadan ve yapma diye defalarca tekrar etmeden bazı davranışlarını kontrol altına almaya çalısırken, "disiplin konularında ne yapıyorsunuz" konulu bir forum grup yazışmasında, başka bir annenin tavsiyesi öğrendim. 1-2-3 Magic kitabı da var fakat videosu da kapsamlı ve 1 saatte seyredip bitirebildiğimiz için bana daha kolay geldi. Hatta videoyu da Halk kütüphanesinden (Chicago Public Library) ödünç alıp seyrettim. Önce ben seyrettim, sonra eşime seyrettirdim çünkü evde tek cephe olmak çok önemli.
İlk başlarda 2 yaşındaki çocuk ne anlar diyordum ama Kıpırcan durumu 2 hafta gibi bir sürede kaptı. İlk uygulamalarımızda eşim ben 1 (Biiir) deyince raptı zapta giren veledi görünce gözlerine inanamadı.
Uygulama şöyle: İlk başta koşullamayı öğrenme dönemi oluyor. Yeni bir sistem ve hemen anlaşılmıyor tabi. Mesela çocuk yemeklerini alıp yiyeceğini yere saçıyor. Sakın ama etkili bir sesle kızmadan bir sürat ifadesi ile kısaca "yere yemeklerini saçma lütfen 1" diyorsunuz. 10 sn devam ediyor "2" diyorsunuz. 10 sn sonra hala devam ediyor "3"diyorsunuz. O anda beklemeden (zor ama) bağırmadan, sert kullanmadan, "yemekleri yere saçmaman gerekiyor, 3 olduğu için odana gidelim" deyip ortamdan olduğu gibi alıp odasına veya uygun gördüğünüz ve sabit olarak kullanabileceğiniz başka bir mekana götürüyorsunuz. Time-out taki gibi "naughty corner" veya duvar köşesi vb. kullanılabilir ama cezadan daha çok ortamdan ayırmak önemli olduğu için biz odasını kullanıyoruz. Kitap da öyle tavsiye ediyor.
İsterse orada oyun oynasın, farketmiyor. "Ne yaptığını düşün" diye uzun uzun muhabbete girmiyorsunuz. Bir süre aynen bu şekilde
ilk ihtar 1 => makul bir süre bekle
2 => makul bir süre bekle
3 => ve odaya
olayını tutarlı bir şekilde uygulayınca anlıyorlar ki 1 le başlayan şeyin ortamdan yokolmak ile bitiyor. Dolayısı ile artık 1 deyince durması gerektiğini ilişkilendirmeye başlıyorlar.
Bazı davranışlar ise anında durdurulmak zorunda. Vurmak, ısırmak, incitmek, acıtmak veya can
güvenliğine zarar verecek herhangi bir davranış uzatmadan 3 e varıyor. 1-2 yok. Dolayısı ile derhal odaya yollanıyoruz.
Farklı ortama veya odaya gitme kısmı şöyle: Yürüyorsa elinden tutup, yerde tepiniyorsa kucaklayarak odaya gidiyorsunuz. Biz "3 oldu odana" diyoruz, bizimki zırıldayarak odasına gidiyor. Odanın içinde kalması mühim. Kilit kullanmayın, çıkınca tekrar içeri sokun. Bağırabilir çağırabilir. Yine muhabbete gerek yok. "3 dedim. odada kal." demek yeterli. Kıpırcan bazen odadan çıkmak istiyor ama biz kapıda bekliyoruz. Kapısında zaten kendini kilitlemesin diye kilit yok. Orada ağlayabilir. Biz ağlıyorsa, "ağlaman bitince çıkabilirsin" diyoruz. Bazen çıkmak için susuyor. Bazen susmuyor, 2-3 dk sonra biz çıkarıyoruz. Çıkardığımız için anında sesi kesiliyor.
Odaya götürdüğümüzde "cezalısın" veya "odanda kal gör gününü" gibi laflar etmiyoruz. 3 e vardıran davranışından vazgeçersen çıkarsın veya ağlaman (genelde zırlama aslında) bitince çıkarsın diye alternatif sunuyoruz. Kıpırcan'da odasından soğuma, korkma veya uykuda zorluk gibi problemler hiç olmadı.
Kıpırcan 4 yaşında ve bu metodla şu anda çoğunlukla 75-80% oranında 1 de, 10% oranında 2 de yaptığı muzurluğu bırakıyor. Zaten şu anda ne muzurluk yaptığının bilincinde. Yapılmaması gereken davranışların altındaki sebepleri anlamak ve bunları ortadan kaldırmak veya ilgisini başka yere yönlendirmek gibi yöntemler de kullanıyoruz ama bazen işler pek mantık çerçevesinde yürümüyor.
Örneğin bir dönem kardeşinin kafasına aşırı saplantısı vardı. Ne yaptıysak vazgeçiremedik. Genelde o oynarken bakıp 1 dediğimde bırakıyordu. 2 saat sonra yeniden yapıyordu. Bazen uzun uzun açıklıyordum, bazen onun Kımılnaz'a yaptığını ben ona yapıyordum anlasın diye. Kızıyordu bana ama aklında kalmıyordu veya içindeki dürtüyü durduramıyordu. En fenası Kımılnaz gülüyordu. (Tabi çok sıkılırsa çığlık atıyordu) O kafada ne buluyordu bilmiyorum, ellerini kollarını göbeğini ve hatta ayaklarını kızın kafasından alamıyordu. Son zamanlarda 1-2-3 u bırakmıştım, anında 3 oluyord. "Kımılnaz'dan hemen uzaklaşıyorsun, odanın öbür tarafında oyna" deyip uzaklaştırıyordum.
Bu metod ile YAPMA ve HAYIR kelimesinin kullanımını ve time-out/ceza kısmını aza indirgemiş oluyorsunuz.
Her metodda olduğu gibi bunda da ebeveyn cephesinde birlik olmak ve tutarlı olmak çok önemli. Kıpırcan benimle 1 de duruyorsa, babasıyla 2 veya 3 u zorluyor. Eşim bazen 3 te odaya götürmüyor. Ben disiplin konusunda çocuklara karşı daha talepkar bir ebeveynim. Eşim daha yumuşak. Anneanne ve babaanneler ise Allahlık. Çocuklar bütün bunları çok iyi tartıyorlar ve kullanıyorlar.
Kımılnaz henüz 18 ayını yeni doldurdu. Ona 1-2-3 demiyoruz ama muzurluk yaparsa o ortamdan alıp başka yere koyuyoruz.
Ben bu yöntemi Kıpırcan 2 yaşlarındayken bagırıp çağırmadan ve yapma diye defalarca tekrar etmeden bazı davranışlarını kontrol altına almaya çalısırken, "disiplin konularında ne yapıyorsunuz" konulu bir forum grup yazışmasında, başka bir annenin tavsiyesi öğrendim. 1-2-3 Magic kitabı da var fakat videosu da kapsamlı ve 1 saatte seyredip bitirebildiğimiz için bana daha kolay geldi. Hatta videoyu da Halk kütüphanesinden (Chicago Public Library) ödünç alıp seyrettim. Önce ben seyrettim, sonra eşime seyrettirdim çünkü evde tek cephe olmak çok önemli.
İlk başlarda 2 yaşındaki çocuk ne anlar diyordum ama Kıpırcan durumu 2 hafta gibi bir sürede kaptı. İlk uygulamalarımızda eşim ben 1 (Biiir) deyince raptı zapta giren veledi görünce gözlerine inanamadı.
Uygulama şöyle: İlk başta koşullamayı öğrenme dönemi oluyor. Yeni bir sistem ve hemen anlaşılmıyor tabi. Mesela çocuk yemeklerini alıp yiyeceğini yere saçıyor. Sakın ama etkili bir sesle kızmadan bir sürat ifadesi ile kısaca "yere yemeklerini saçma lütfen 1" diyorsunuz. 10 sn devam ediyor "2" diyorsunuz. 10 sn sonra hala devam ediyor "3"diyorsunuz. O anda beklemeden (zor ama) bağırmadan, sert kullanmadan, "yemekleri yere saçmaman gerekiyor, 3 olduğu için odana gidelim" deyip ortamdan olduğu gibi alıp odasına veya uygun gördüğünüz ve sabit olarak kullanabileceğiniz başka bir mekana götürüyorsunuz. Time-out taki gibi "naughty corner" veya duvar köşesi vb. kullanılabilir ama cezadan daha çok ortamdan ayırmak önemli olduğu için biz odasını kullanıyoruz. Kitap da öyle tavsiye ediyor.
İsterse orada oyun oynasın, farketmiyor. "Ne yaptığını düşün" diye uzun uzun muhabbete girmiyorsunuz. Bir süre aynen bu şekilde
ilk ihtar 1 => makul bir süre bekle
2 => makul bir süre bekle
3 => ve odaya
olayını tutarlı bir şekilde uygulayınca anlıyorlar ki 1 le başlayan şeyin ortamdan yokolmak ile bitiyor. Dolayısı ile artık 1 deyince durması gerektiğini ilişkilendirmeye başlıyorlar.
Bazı davranışlar ise anında durdurulmak zorunda. Vurmak, ısırmak, incitmek, acıtmak veya can
güvenliğine zarar verecek herhangi bir davranış uzatmadan 3 e varıyor. 1-2 yok. Dolayısı ile derhal odaya yollanıyoruz.
Farklı ortama veya odaya gitme kısmı şöyle: Yürüyorsa elinden tutup, yerde tepiniyorsa kucaklayarak odaya gidiyorsunuz. Biz "3 oldu odana" diyoruz, bizimki zırıldayarak odasına gidiyor. Odanın içinde kalması mühim. Kilit kullanmayın, çıkınca tekrar içeri sokun. Bağırabilir çağırabilir. Yine muhabbete gerek yok. "3 dedim. odada kal." demek yeterli. Kıpırcan bazen odadan çıkmak istiyor ama biz kapıda bekliyoruz. Kapısında zaten kendini kilitlemesin diye kilit yok. Orada ağlayabilir. Biz ağlıyorsa, "ağlaman bitince çıkabilirsin" diyoruz. Bazen çıkmak için susuyor. Bazen susmuyor, 2-3 dk sonra biz çıkarıyoruz. Çıkardığımız için anında sesi kesiliyor.
Odaya götürdüğümüzde "cezalısın" veya "odanda kal gör gününü" gibi laflar etmiyoruz. 3 e vardıran davranışından vazgeçersen çıkarsın veya ağlaman (genelde zırlama aslında) bitince çıkarsın diye alternatif sunuyoruz. Kıpırcan'da odasından soğuma, korkma veya uykuda zorluk gibi problemler hiç olmadı.
Kıpırcan 4 yaşında ve bu metodla şu anda çoğunlukla 75-80% oranında 1 de, 10% oranında 2 de yaptığı muzurluğu bırakıyor. Zaten şu anda ne muzurluk yaptığının bilincinde. Yapılmaması gereken davranışların altındaki sebepleri anlamak ve bunları ortadan kaldırmak veya ilgisini başka yere yönlendirmek gibi yöntemler de kullanıyoruz ama bazen işler pek mantık çerçevesinde yürümüyor.
Örneğin bir dönem kardeşinin kafasına aşırı saplantısı vardı. Ne yaptıysak vazgeçiremedik. Genelde o oynarken bakıp 1 dediğimde bırakıyordu. 2 saat sonra yeniden yapıyordu. Bazen uzun uzun açıklıyordum, bazen onun Kımılnaz'a yaptığını ben ona yapıyordum anlasın diye. Kızıyordu bana ama aklında kalmıyordu veya içindeki dürtüyü durduramıyordu. En fenası Kımılnaz gülüyordu. (Tabi çok sıkılırsa çığlık atıyordu) O kafada ne buluyordu bilmiyorum, ellerini kollarını göbeğini ve hatta ayaklarını kızın kafasından alamıyordu. Son zamanlarda 1-2-3 u bırakmıştım, anında 3 oluyord. "Kımılnaz'dan hemen uzaklaşıyorsun, odanın öbür tarafında oyna" deyip uzaklaştırıyordum.
Bu metod ile YAPMA ve HAYIR kelimesinin kullanımını ve time-out/ceza kısmını aza indirgemiş oluyorsunuz.
Her metodda olduğu gibi bunda da ebeveyn cephesinde birlik olmak ve tutarlı olmak çok önemli. Kıpırcan benimle 1 de duruyorsa, babasıyla 2 veya 3 u zorluyor. Eşim bazen 3 te odaya götürmüyor. Ben disiplin konusunda çocuklara karşı daha talepkar bir ebeveynim. Eşim daha yumuşak. Anneanne ve babaanneler ise Allahlık. Çocuklar bütün bunları çok iyi tartıyorlar ve kullanıyorlar.
Kımılnaz henüz 18 ayını yeni doldurdu. Ona 1-2-3 demiyoruz ama muzurluk yaparsa o ortamdan alıp başka yere koyuyoruz.
Etiketler:
Bebek Bakımı,
Disiplin
Perşembe, Haziran 18, 2009
Bebek ve çocuklarda kabızlık ve bağırsak problemlerine doğal çözüm yiyecek ve içecekler

Kızımız ufakken bir dönem çok seyrek kaka yapardı. Şimdi maaşallah o dönemi atlattık. Oğluşumuz arada kabızlık problemi çekiyor. Özellikle tuvalet eğitimi sırasında kabızlık çekmesin diye bağırsak çalıştıran laksatif yiyecekler ve içecekler konusunda uzman olduk.
Aşağıda kullandığımız bağırsakları çalıştıran, laksatif özellikler taşıyan yiyecek ve içecekleri listeledim. Eklemek istedikleriniz varsa, yorum bırakabilirsiniz.
Bolca yenilmesi ve içilmesi gerekenler
Temel İçecek
Bol bol su
Meyve suları
Mürdüm eriği suyu (prune juice)
Üzüm suyu (White grape juice) Çok ufak bebekler için az miktarda uygun
Havuç suyu
Elma suyu
Genel olarak lif içeren tüm yiyecekler, bazı meyveler ve kabukları, sebze ve baklagiller, kepekli ekmek, kepekli kahvaltılıklar (yulaf ezmesi vb)
Sebzeler
Ispanak
Lahana
Bezelye
Yeşil fasülye
Havuç
Bamya
Kabak
Sebze çorbaları
Baklagiller
Mercimek
Kuru fasülye
Bulgur
Meyveler
Elma (kabukları ile)
Armut (kabukları ile)
Kayısı
Karpuz
Kiraz
Muz (bilinenin aksine muz lif içerir)
Kuru meyveler
Kuru kayısı
Kuru mürdüm eriği (prune)
Hurma
Kuru incir
Diğer
Keten tohumu
Mineral yağı
Zeytin yağı (sabahları ufak bir kaşıkla)
Ayçekirdeği
Ceviz
Tarçın
Azaltılması gerekenler
İnek sütü
Yoğurt
Peynir
Şekerli ve çok yağlı yiyecekler
Ayrıca bolca hareket, spor ve egzersiz de bağırsakların daha düzenli çalışmasını sağlar.
Etiketler:
Bebek Bakımı,
Beslenme,
Sağlık,
Tuvalet Eğitimi
Çarşamba, Haziran 17, 2009
Badem Kreması - Badem Ezmesi

Karışıklık olması diye belirtmekte fayda var. Bu tarif Marzipan veya tatlı badem ezmesi tarifi değil. Ekmeğe sürülen fındık kreması veya fıstık ezmesi türü bir ezme. İçinde şekerli şerbet yok, kabukları da soyulmuyor.
Babamların bahçesinde badem ağacı var. Her geldiklerinde oradan torba torba taze badem getirirler. Evde kuruyemiş yememize, yemeklerde ve tatlılarda kullanmamıza rağmen bitecek gibi olmadığından böyle değerlendirdim ve çok güzel oldu.
İçindekiler
- 2 Bardak taze badem (tuzsuz, kabuklu)
- Bir çay kaşığı tuz
- 1 yemek kaşığı zeytinyağı
Yapılışı
Bademleri fırında 175 C de (350 F) 15 dakika ısıtın. (Fırından fırına değişiklik gösterebilir, bu yüzden gözünüz ve burnunuz fırında olsun) Bu evde kavrulma işlemi bademin tadının daha fazla çıkmasına yardımcı oluyor. Zaten kavrulan bademın bır kısmını kavanoza ayırıyoruz yemişlik. Sonra bademleri alıp mutfak robotunda tamamen krema kıvamına gelinceye kadar çevirin. 5-6 dakika sürebilir. İçine tuzu ve yağı ekleyin. Cam kavanoza koyup, buzdolabında saklayın.
Ekmeğin üstüne veya sandviçlerde ekmek arasına kullanabilirsiniz. Peanut Butter Jelly (fıstık ezmeli marmelatlı) sandviçler gibi bir ekmeğe badem ezmesi bir ekmeğe bal veya marmelat sürüp kapatabilirsiniz.
İlk partiyi ben biraz fazla kavurmuşum. İlk başta biraz fazla kavruk tadı vardı. Buzdolabında bekleye bekleye gitti. Kaza olursa çöpe gitmesin diye ekliyorum. İçine birşey katmadan bekletin, zamanla o tat gidiyor. İkinci parti fırındayken gözümü saatten ayırmadım, çok güzel oldular.
Etiketler:
Beslenme,
Pratik Yemekler
Salı, Haziran 16, 2009
Kısa yolculuklar için çocuklara animasyon çantası
Kısa yol için hazırladığım animasyon çantasının içindekiler. Siz de araba veya otobüs yolculukları için 1-4 yaş arası çocuğunuzu eğlendirecek bir çanta hazırlıyorsanız, fikir olsun diye detayları listeliyorum.
1. Kımılnaz'ın "pisi pisi"si. Beraber uyuyorlar.
2. Kımılnaz'ın bebekleri
3. Ufak bir torbada parmak kuklaları. Çıkmamış ama arkasında ufak bir torbada Cars filminin minik arabaları var.
4. Hazır sahne yaratma seti. İki karton sahne ve bir sürü çıkartması var. Çocuk istediği şekilde çıkartmaları sahneye yapıştırıyor. Thomas the Tank Engine temalı.
5. Minik Doodler
6. 3-4 yaş için Brain Quest kartları. Çok basit, hangisi büyük, bu hangi harf gibi bir sürü soru var.
7. Pastel boyalar
8. Karton hayvanlara ip geçirme
9. Kımılnaz'ın kalın karton kitapları. Kıpırcan'a da ayrıca resimli hikaye kitabı aldık.
10. Arabanın DJ i için değişik çocuk müziği CD leri içeren CD Case.
+ Yukarıda resmi olan aktivite çıktıları.
+Başka bir çantada bolca atıştırmalık yiyecek ve bolca su.
Çocuklarla kısa yolcuğumuzun detayları bir sonraki postta.
Etiketler:
Oyunlar ve Oyuncaklar,
Yaratıcı Çözümler,
Çocuklarla seyahat
Pazartesi, Haziran 15, 2009
Milwaukee gezisi
Milwaukee gezimizden notlarla beraber birkaç kare. Milwaukee sanat müzesi. İçinden önce, dışı gözlerimize ziyafet oldu resmen. Lake Michigan'a nazır yelkenli bir gemi gibi...
* Otelimizi ayarlarken odaya bebek yatağı (crib) koymalarını istedim.
* Oteli özellikle havuzlu seçiyorum. Bayıp otelde kalan olursa havuz kesin eğlendiriyor. Bu kış kayağa gittiğimizde Kıpırcan'ı kayak yapmaya ikna edemeyince tipler iki günü babalarıyla kapalı hazuda geçirdiler. Biz de abla kardeş, kara olan hasretimizi popomuz donarak giderdik.
*Güneş kremi artık bir mecburiyet. Sabah odadan veya evden çıkmadan sürünmek lazım.
*Öğlene doğru yemek yenilecek restoranı ve oraya gitmek için gereken süreyi iyi belirlemek gerek.
* Çocuk müzesi, sanat müzesinin hemen karşısındaydı. Sanat müzesinin alt katında güzel bir cafe restoran vardı. Acıkma ile oyuncak müzesini bırakma arasındaki süreyi en aza indirdik. Yanımızda termos çantada kavanoz mamalarımız da vardı. Yemeklerin gelmesini beklerken acıkanlara onlarla başladık.
*Çocuklardan öğle uykusu uyuyan varsa, arabada uyumaya alışmasında fayda var. Kımılnaz ilk gün kafasını arabanın tepsisine dayayarak, ikinci gün biz üstüne pardesü kapatınca arkasına yaslanarak uykuya daldı. Biz de rahat rahat şehri dolaştık. Şehirde gezebileceğiniz bedava trolleyler var. Ona inip binerken de çok yardımcı oldular. Hatta Kıpırcan'ın dinlenmesi için de iyi oldu, iki tur attık şehirde.
*Şu yazımda bahsettiğim bebek taşıyıcı sling çok ise yaradı. Çünkü Kıpırcan normalden daha çok yoruldu. Geniz akıntısı var ve geceleri uykusunu pek alamıyor. Tek bebek arabası olduğundan bazen Kıpırcan arabada gitti, Kımılnaz slingde. Küçük süt danam 24 lbs. (11 kg.) olmuş ama bu slinge gayet rahat taşıdım. Ve fakat sling polar kumaştan olduğundan acilen yazlık kumaştan yeni bir tane yapmak gerek.
* Bir de bebek arabasına monte edebileceğimiz ekstra oturgaç lazım.
* Acil durumlar için ateş düşürücü ilaç, derece ve ilk yardım malzemeleri de çantamızdaydı.
*Yanımıza bir de tuvalet adaptörü aldık. Arabayla gittiğimiz için tuttuğu yer çok farketmedi ama uzun seyahatlerde bavula sığdırmak için daha portatif birşey lazım geleceği not edildi.
* Yanımıza bebek yatağı örtüsü ve battaniye aldım.
* Gece yatmadan evvel süt içilen bardakları ve uyku arkadaşlarımızı da unutmadım.
Etiketler:
Subjektif,
Çocuklarla seyahat
Pazar, Haziran 14, 2009
Araba yolculukları için pratik aktivite tepsisi
Kıpırcan'ın aktivite tepsisi
Çok uzun zamandır seyahatim gelmişti. Devamlı gezmeye gitsek diye düşünüp durup "Secret" usulü evrene seyahat siparişlerimi gönderip gönderip duruyordum. Sonunda havaların da azıcık müsade etmesi ile ailecek ilk haftasonu kaçamağımızı komşu şehirlerden Milwaukee'ye gerçekleştirdik.
Milwaukee (WI) Chicago'nun kuzeyinde ve Chicago'ya 2 saat uzaklıkta. Amerika mesafelerine göre dibimiz. Zaten annemlerin favori Outlet alışveriş merkezi Pleasant Prairie Kenosha'da. Milwaukee'de oradan az ötesi zaten.
İki çocukla kısa mesafe araba seyahatine çıkmayalı bayağı olmuş. En son Backyardigans müzikali için İndianapolis'e gitmiştik. O sırada da Kımılnaz çok ufaktı daha.
Araba yolculuğu için ufak bir "animasyon çantası" hazırladım. Çocuklara da otururken önlerinde birşeylerle oynayabilsinler veya yazıp boya yapabilsinler diye yukarıda resimde gördüğünüz "araba koltuğu için pratik aktivite tepsisini" geliştirdim.
Tepsi çok basit. IKEA dan bu tepsilerden iki üç tane toplamıştım ucuza görünce. O tepsilerden kare olanların iki tanesinin üstüne bana ait uzun kollu t-shirtler geçirdim. Sonra t-shirtlerin gövde deliği çocukların karınlarına gelecek şekilde yerleştirip kollarını da araba koltuğunun yanlarına sıkıştırdım. Kımılnaz tepsi ile ce-ee oynadı. Kıpırcan hem yazı yazdı, boya boyadı, hem de arabalarını yarıştırdı. Zaten yolculuğun ilerleyen saatlerinde arabalarda daha iyi oynamak için tepsiyi t-shirt ten çıkarıp kucağına koydu. Kendim uydurdum diye demiyorum, çok işe yaradı hakikaten.
Etiketler:
Bebek Bakımı,
Oyunlar ve Oyuncaklar,
Yaratıcı Çözümler,
Çocuklarla seyahat
Cuma, Haziran 12, 2009
Doğal enerji kaynaği

4 yaşındaki oğlumun bitmek bilmeyen hareket enerjisini bir şekilde evde kullanılabilen enerjiye çevirebilecek bir dönüşüm cihazı yapmayı planlıyorum. Dinamo mu denir, jeneratör mü denir?
Koşu bandı veya egzersiz bisikleti gibi sabit araçlar olmaz çünkü ana kural belli bir noktada sabit duramamak. Hafif olmalı ve o koşarken tasıyabileceği kadar hafif olmalı. Ayakkabılara entegre birşey olabilir mesela.
Bu konuda bana destek olabilecek mühendis anne ve babalarla işbirliği yapmaya hazırım.
Etiketler:
Subjektif,
Yaratıcı Çözümler
Salı, Haziran 09, 2009
Çocuklarımızın ilkleri
Çocuklarınızın önemli ilk tecrübelerini hatırlıyor musunuz?
İlk defa pırtlayıp (pırt nazik kalıyor tabi) kendi kendini korkuttukları veya hatta uyandırdıkları anı:
- (Korku dolu bakışlarla) VAAAA
Veya ilk defa çocuğunuzun bacağının veya ayağının uyuştuğunu farkettiği zamanı:
- Anneee, ayağım koptu, ayağım koptu VAAAAAAA (Alışveriş sepetinde ters oturmuş, ayağı altında kalmış yazık. Allahtan hemen anladım ama teskin ve bacağının geri geleceğini ikna etmek zor oldu)
Veya ilk defa bilmeden (siz de farkında olmadan) acı bir yiyecek yediği anı:
- Aaaaa, ağzım kanıyor çok. Ağzım kanıyor. (Etiketine bakmadan alınmış sucuk vakası. Süt ve ekmekle müdahale ettik)
Bezen çocuklara dönüp "Sizin de işiniz zor be abi!" diyesim geliyor.
********************************
Pratik ürünlerden siparişiniz varsa, son günler. Sipariş ve sorularınız için pratikanne@gmail.com a mail atabilirsiniz.(Foto: İlk uçurtma festivalinde ilk uçurtmamız)
Pazar, Haziran 07, 2009
Hansel ile Gretel
Hansel ile Gretel masalında, çocukların cadının kekten ve şekerden yapılmış evine ulaştıktan sonraki kısmını, "kendi nefsine hakim olmayıp bu kadar çok şeker ve tatlı yiyince kötü cadının da sizi yiyeceği" şeklinde düşündünüz mü hic? Kötü cadının da çürük diş, diyabet, obezite, ve diğer uzun vadeli fiziksel yan etkiler olabileceğini?
Düzgün bir Hansel ile Gretel tercümesi aldıktan sonra (hem ingilizce, hem Türkçe) çocuklara ve kendime daha fazla okumakta fayda olabilir belki de.
Etiketler:
Eğitim,
Kitap Değerlendirme
Perşembe, Haziran 04, 2009
Ailede ahlak eğitimi ve çocuklarımızın geleceği

Hergün gazetelerde okuduğumuz ve televizyonda ve internette gördüğümüz akıl almaz derecede ve sanki her seferinde bir önceki günkü olayları bile gölgece bırakırcasına cani, vahşi ve sapık olayların haberlerini okudukça hem içime afakanlar basıyor hem de gelecek hakkında ciddi kaygılara dalıyorum.
Herkes gibi benim de bu konuda bir fikrim var. Sebebi üzerine fikrim olduğu gibi çözümü için de bir fikrim var tabi. Blogum olduğuna göre bunu paylaşmak için en güzel ortam. Çünkü blogumun konusu ile yakından ilgili.
Etrafımızdaki insanlardan ve de haber edinme işlemini inanılmaz hızlı kılan televizyon, gazete ve internet gibi araçlardan gördüğümüz tüm toplumlar ahlaksal olarak inanılmaz bir çöküş içinde. "Daha evvel yok muydu bunlar? Vardı ama haberimiz yoktu." diyoruz. Halbuki bence bu tür davanışlar ne bu kadar çoktu ve de ne bu kadar açık ve ortadaydı.
Bütün bunların çok klişe ve çok basit bir sebebi var. Eski ve doğru bildiğimiz ahlaki değerleri yokolması ve onların yerini çok farklı ve bence aslında olmaması gereken ahlak değerlerinin alması. Ahlakın basit tanımına bakarsak zaten aslında olayın tamamen "İNSANLARIN DOĞRU İLE YANLIŞI AYIRDEDEMEMESİ" veya "YANLIŞ OLARAK BİLDİĞİMİZ ŞEYLERİN ARTIK NORMAL VEYA DOPRU OLARAK KANIKSANMASI".
İnsan çocuğu olunca eğitim öğretim olayına derin dalıyor malum. Hem okuduklarımdan hem de kendi çocukluğumu ve gençliğimi düşününce Ahlaki değerler ilk yaşlarda ve hatta daha kesin belirlemek gerekirse ilk 6 yılda anne babadan öğreniliyor. Sonra okula başlayınca çevre, öğretmen, okul, arkadaşlar falan denkleme katılıyor.
Kendi çocukluğunuzu ve gençliğinizi düşünün, hata yapmanın kıyısındayken yapmadıysanız neden yapmadınız, ne korkuttu sizi ve durdurdu? Anne-baba korkusu mu; insan sevgisi ve saygısı mı; Allah sevgisi veya korkusu mu; etraftan ne derler endişesi mi? Veya yapılmaması gereken ne gibi hatalar yaptınız da o hataları yaparken kimse sizi durduramadı. Neden o kadar rahattınız?
Öyle bir çıkmazdayız ki, çocuklara "doğru ve yanlış nedir" haricinde herşeyi öğretmeye çalışıyoruz. Okuma, yazma, matematik, fen, yabancı diller ve din (şeklen) gırla ama ahlakla ilgili hiçbirşey vermiyor kimse çocuğuna. Peki çocuklar öğrenmiyor mu? Aksine çok güzel öğreniyorlar. Annenin babanın ailenin vermediğinin boşluğunu televizyon, bilgisayar oyunları, filmler, ortamlarda geçen konuşmalar, sokakta görülenler dolduruyor. Böylece annenin babanın vermediği ahlaki değerler, başka yanlışlarla yerleşiyor. Okul öncesi dönemde verilmesi gereken değerler çok da kuvvetli olmazsa o zaman ileride çocuğun çevresinden, okuldan, internetten vs gördükleri ile daha evvel "normal olarak kanıksadıkları" bir sürü yanlış kemikleşiyor. İçinde cinayet ve sapıklık barındıran tüm film ve diziler, bilgisayar oyunları, çocuklara verilen silah türü ve kötü ruhlu karakter oyuncakları, çocuklara bakan kalitesiz ve eğitimsiz bakıcılar bütün bunlar çocuklukta yanlış değerlerin öğrenilmesine ve pekişmesine yol açan sebepler.
(Araya konuyu dağıtmadan küçük bir not düşmek istiyorum. Ben bu tarz gerçek olayların haberlerinin basın tarafından bangır bangır 7/24 dramatize edilerek duyurulmasının, ağızdan ağıza dolaşıp tartışılmasının, cinayet ve sapıklık içeren dizilerin (CSI, Cold Case vs) bu kötü enerjiyi daha fazla yaydıklarına ve bir nevi Secret - Sır - gibi bu kötü enerjinin çoğalmasına neden olduğunu düşünüyorum. Kötü enerji tohumlarını içimize ekiyor ve bunun ceremesini biz çekiyoruz. )
Böylece etrafımız bacak kadarken televizyondaki lüzümsüz ve hatta kötü karakterlerin minyatürleri gibi davranan ufak çocuklarla ve okullar doğruyu yanlışı ayırt edemeyen, insan sevgisi olmayan, can almanın (insan veya hayvan), çalmanın çırpmanın, saygısızlığın, cinsel serbestliğin yanlış olmadığını ve hatta bunların üstün özellikler ve meziyetler olduğunu zanneden bir sürü gençlerle doluyor. Sonra bu gençlerden hayatta kalanlar polis, öğretmen, doktor gibi toplumun temel taşları olan mesleklere mensup bireyler oluyorlar ve bir sonraki nesil de bunlara kalıyor. Böyle bir kısır döngü içindeyiz.
Ekonomik çöküşün ve gelir dengelerinin bozulmasının da bu ahlaki kayma ile tavuk yumurta ilişkisi var. Toplumun geneline bakarsanız fakir daha ahlaksız zengin daha ahlaklı demek mümkün değil. Aksine ekonomik çöküşüşün sebebinin ahlaksal kayma ve bozulma olduğu apaçık ortada. Ama ekonomi bozuldukça insanlar daha fazla kötü yolu seçiyorlar. Bu da başka bir kısır döngü.
Benim çözümüm şudur. Çocuk sahibi olmak ehliyete bağlanmalı mı fikri faşist midir? Hayır. Hiç olmadı, anne baba olmak eğitime bağlı olmalıdır. Hamile mi kaldın, nasıl çocuğunu hastaneden çıkarmak için araba koltuğu olması şartı yasalaştırılmış ise en az 80 saat anne-babalık eğitimi alınması şart koşulmalıdır. Çünkü onun yetiştiremediği veya kötü yetiştirdiği çocuk, bana, sana ve bizim çocuklarımıza zarar verebilir, veriyor ve verecek.
Yurt çapında veya hatta ulusal çapta "Haydi çocuklar aşıya" veya "Baba beni okula gönder" gibi "Haydi anne ve babalar ve adayları eğitime" kampanyaları başlatılmalı. Biran evvel, hiç beklemeden. Lise ve üniversitelerde anne babalık üzerine dersler olmalı. Çocuklarına doğru-yanlışı öğretecek, kendi kendilerini kontrol edip dürtülerini doğru yönde kullanmalarını öğretme imkanı verebilecek anne baba nesli yetiştirmeliyiz. Ancak böyle yukarıda bahsettiğim kısır döngü kırılıp nesilden nesile iyileşecek bir zincir yaratılabilir.
Çocuklarımızı kırılmayacak ve bozulmayacak doğru ahlaki değerlerle doldurursak ileride karşılarına iki yol çıktığında tepesinde kötü öğretmen olsa da, yanında kötü arkadaş olsa da televizyonda ve internette kötü örnekler görmüş olsa da o kendi kendine doğru yolu seçebilmelidir.
Yoksa okullardaki eğitim sisteminin değişmesi, daha fazla dinci şekillere bağlanılması ve de ceza yasalarının yumuşatılıp sıkılaştırılması ile (bence) bu gidişatın düzelmesi mümkün değil. O vakte gelene kadar olan olmuş, ölen ölmüş oluyor zaten. Değişik ülkelere bakın. Bazısında idam var, bazısında çok caydırıcı cezalar ve hapisaneler var. Ama dünyaca yokuş aşağı gidiyoruz. Bir ülkenin eğitim sistemi ve ceza kanunu daha iyi ve hayat eskisi gibi güvenli olsa pılımı pırtımı alıp oraya taşınacağım ama yok.
Ahlak eğitimi konuda çok güzel bir kaynak Zeynep Nezahat Özeri tarafından tez olarak hazırlanıp kitap olarak basılmıs Okul Öncesi Din ve Ahlak Eğitimi kitabı. Bu bitaptan kısa bir alıntı ile yazımı noktalandırmak istiyorum.
"...Yetişkindeki ahlakı gelişimin temelleri okul öncesi dönemde atılmaktadır. Bunun gözönünde bulundurarak ahlak eğitimi konusunun algılanması gerekmetedir.
Çocuk ileriki yaşlarda kültürleşme sürecinde insanlar arası ilişkilerini dengelemek için gerekli olan toplumun ahlak değerlerini (ahlak yargılarını), standartlarını ve tavırlarını ailesinden öğrenir. Bu okul öncesi dönemde, öğrenme sürecinde o kendi kendini kontrol etme yeteneğini, iç denetimini geliştirir.
.....
Çocuğun ahlaki gelişimi içerisinde çocuk başındaki eğiticileri ve onların ahlaksal buyruklarını bilinçsiz yoldan içine aktarıp ve sonradan bu buyrukları kendi içinden gelen bir ses gibi duyar. Kendileri farketsin ya da farketmesin, vicdan eğitimi konusundaki ilk yapı taşlarını anne ve baba koyar. Vicdanın çekirdeği erken çocuklukta ve aile ocağında gelişir. Vicdan eğitiminde izlenecek en doğru yol, gevşeklik kadar katılıktan da uzak, o altın değerindeki orta çizgidir. Eğiticiye düşen görev, yerinden oynatılamayacak idealerle beşeri-çocuksal yetersizlikler arasıda sabırlı ve iyi yürekli bir aracı rolünü oynamaktır.
.....
Genel eğitimin, özellikle ahlak eğitiminin ereği, insanları ahlak üzerinde kendi kendine yargılama yapabilecek duruma getirmek olmalıdır.
...
Çocuğun ahlak anlayışının gelişmesinde etkili olan üç unsur vardır.
1. Çocuğun, ana babasının davranışını, tutumunu ve adetlerini benimsemesi.
2. Çocuğun zekasının, ahlak ve adalet kurallarını kavrayacak kadar gelişmesi.
3. Ana babanın çocuk terbiyesi yani disipln konusundaki tutumları.
Aslında bu üç unsur birbirlerinden ayrı olarak değil, birlikte işleyerek çocuğun vicdan (iç denetim) geliştirmesine yardımcı olurlar."
Bu kitap okul öncesi eğitimde din ve ahlak öğretimi üzerine biraz teknik bir kitap olsa da genel olarak din ve ahlakın tanımı, din eğitimi ve ahlak eğitimi konularını çok güzel ayrıştırıp, okul öncesi çocukların (0-6 yaş) gelişimine uygun olarak ne gibi bir eğitim çizgisi izlenmesi konusunda örneklerle fikir veriyor. Bence her anne babanın, her öğretmen ve öğretmen adayının okuması gereken bir kitap.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde "Ahlak":
1 . Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre.
2 . Huylar.
Reference.com dan "Moral" (ahlak) tanımı:
1 . Principles or habits with respect to right or wrong conduct.
Tercümesi: Doğru ve yanlış davranışlarla ilgili kurallar ve adetler. Ben bu tanımı daha çok seviyorum. Çünkü doğru ile yanlış davranışı ayırtetmeyi vurguluyor.
Salı, Haziran 02, 2009
Çocuklarla duyguları tanıma ve ifade etme

Bir ara Kıpırcan sinirlendiğinde veya endişelendiğinde vs. duygularını ifade edebilmeyi öğrensin diye duygularla ilgili resimler arıyordum. Bulduğum en iyi duygular listesi ve resimler Kinney Brothers ın websitesindekiler. Bunları Word dokumanına yerleştirdim ve çıktısını alıp plastik föylere yerleştirdim. Arada alıp bakıyoruz. Kıpırcan bunun niye kafası karışmış, bu niye yorgun, bu niye kızmış gibi ahiret sualleri soruyor.
Duygu yüz ifadeleri (feeling faces) tablosu bulabileceğiniz diğer iki link burada ve şurada var. Ama en beğendiğim KB ninkiler. Ayrıca KB nin sitasinde bedava indirebileceğiniz başka güzel dosyalar bulabilirsiniz.
Pazartesi, Haziran 01, 2009
Oyun ve oyuncak referans dizini (rolodex)
Evde bulunan oyuncakların çoğu çocukların görebileceği şekillerde yerleştirdim. Ama bazıları zamanla geride kalıyor, bazılarını ben kaldırıyorum.
Hem ben ne yapsak ne yapsak diye takıldığımda, hem de çocukların kendi başlarına oynamak istediklerinde ve canarı sıkıldığında başvurabilecekleri bir referans dizini yaratmak istedim. Ortalıkta dursun, eli değen ne oyuncaklar ve oyunlar var baksın ve seçsin diye düşündüm. Neyin nerede olduğunu zaten biliyorlar. Ortada olmayan veya yüksekte duran birşeyse (mesela makas, uhu vs) benden istesinler istedim.
Hem ben ne yapsak ne yapsak diye takıldığımda, hem de çocukların kendi başlarına oynamak istediklerinde ve canarı sıkıldığında başvurabilecekleri bir referans dizini yaratmak istedim. Ortalıkta dursun, eli değen ne oyuncaklar ve oyunlar var baksın ve seçsin diye düşündüm. Neyin nerede olduğunu zaten biliyorlar. Ortada olmayan veya yüksekte duran birşeyse (mesela makas, uhu vs) benden istesinler istedim.

Bunun için önce evdeki tüm oyuncak, oyun ve aktivitelerin fotoğraflarını word dosyasına aktardım. Resimlerin bazılarını internetten aldım, bazılarını kendim çektim. Altına isimlerini yazıp çıktılarını aldım. Bu kağıtları lamine edip eşit olarak kestim.

Sonra kare şeklinde kestiğim her resmin yanına tekli zımba (punch-hole) ile delik açtım. Evde bulduğum kullanılmayan büyük bir anahtarlık halkasına bu kartları deliklerinden tek tek geçirdim. Belli oyun veya oyuncakları gruplayıp sırayla koydum ki dizin gibi olsun. Once sanat (resim ve müzik), sonra oyunlar, sonra oyuncaklar, sonra Kımılnaz'ın oyuncakları gibi. En son da evde bulunan ve anahtarlık olan ama uzun süredir bu görevi görmeyen ayıcığı alıp halkaya iliştirdim. Oyuncak dizini olduğu belli olsun.
İlham kaynağım olan Rolodex ne menem birşey burada okuyabilirsiniz.
Etiketler:
Oyunlar ve Oyuncaklar,
Yaratıcı Çözümler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








