Cuma, Kasım 28, 2008

Bebek Sağlığı - Kış için faydalı bilgiler


Çocuklarla beraber sağlıklı ve eğlenceli bir kış geçirmek için birkaç pratik tavsiye:

  • Çok soğuk ve ayazlarda dışarı çıkarken sıkıca giydirdiğiniz çocuğunuzun cildini (el ve yüz) meme uçlarınız için kullandığınız lanolinli kremle veya koyu ve parfümsüz vazelinle kremleyerek koruyabilirsiniz. Aynı kremi kendi el ve dudaklarınıza da kullanmanızı tavsiye ederim.
  • Kış için bebek veya çocuğunuza bez değiştirmesi kolay olsun diye altı çıtçıtlı pantolonlardan almanızı tavsiye etmem. Aralıklardan soğuk giriyor. Ben bir kere o hataya düşmüştüm. İçi flanel çok güzel bir kadife pantolondu. Kalın kalın sıcak tutar diye alıp sonra akılsızlığıma sinir olmuştum. Pantolonun ağını boydan boya dikip öyle kullanmıştım.
  • Bebek ve çocuklarınızı kışın evden dışarı çıkarmamazlık etmeyin. Bırakın sokakta bir 10 dakika havalansınlar. Kışın hastalıklar soğuktan değil daha çok kapalı ve kalabalık yerlerde mikrop ve virüs paylaşımından kaynaklanır.
  • Bu yüzden (yukarıdaki sebepten), yanınızda dezenfektan bulundurun. Sizin ve çocuğunuzun dokunacağı alışveriş sepeti tutacağı, masa, mama sandalyesi kenarı gibi yerleri iyice silin. Eve gelir gelmez üstünüzdekileri sağa sola değmeden çamaşıra atın ve ellerinizi yıkayın. (Annem bu şıkkı görünce gülmekten ölecek herhalde)
  • Bebeğinizi arabaya oturtacaksanız bebek arabasında güvenli bir şekilde kemerleri takılacak palto ve tulum giydirin. Bebeğinizi sıcak tutmak için yol güvenliğini tehlikeye atmayın.
  • Geceleri bebeğinizin uyuduğu ortama göre bebeğinizi çok kalın ve kat kat olmayacak şekilde giydirin. Yani odayı ılık, bebeğinizi hafşf giyimli tutun. Ani bebek ölümü sendromu nedeniyle bebekler için yorgan veya battaniye kullanımı önerilmiyor. Tulum şeklinde polar veya yünlü gocuk kullanabilirsiniz.
  • Geceleri bebeğinizin odası kuruysa hem solunum yollarını hem de cildini nemli tutmak için hava nemlendirici veya ısıtıcıya yakın bir tas su bulundurabilirsiniz.
Bir de burada yazılmışları var. Eski yazılarımı da gözden geçirebilirsiniz.

Nezle ile savaş
Burun akıntısı ve tıkanıklığına karşı
Virüslere karşı kol kuvveti
Şifa niyetine üç kase çorba

Bookmark and Share

Perşembe, Kasım 27, 2008

Çocuklar için pratik palto giyme yöntemi

Çocukların kendi kendilerine giyinmesi hem çocuğunuzun özgüveni, hem de birden fazla çocuklu ailelerin dışarı çıkarken daha az koşuşturmaları için gerekli bir kabiliyet. Farkettiyseniz bebekleriniz daha çok ufakken onları üstlerini çıkarırken kollarını kaldırmayı, giydirirken kollarını uzatmayı, pantolon veya çoraplarını çıkarırken kendileri de çekerek bir ayağı çıkarmayı bilebilir ve becerebilirler.

Bu konuda ilk paylaşmak istediğim çocuğunuzun kendi kendine palto giyebilmesi için çok basit ve pratik bir yöntem. Ekteki videoda konuşmalar ingilizce ama görüntüden herşey anlaşılıyor. Bunu çocuğunuza öğretirken öğrettiğiniz diğer günlük yaşam uygulamalarında olduğu gibi hareketleri parça parça bölüp öyle gösterin. Bir kere gösterip yapmasını beklemeyin. İlk başta siz bir kere çok ağır çekim de açıklayarak uygulayın. Sonra her hareketi parça parça onunla beraber uygulayarak tekrarlayın.

Ör Paltonu kendin giyebilirsin. Bak göstereyim.
Paltoyu yere koy.
Kapişonu ayaklarına baksın.
Kolları altta kalsın.
Deliklere kollarını sok.
İçini ellerinle tut.
Kollarını havaya kaldır.
Şimdi kollarını geçir, palto aşağı insin.

İlk birkaç sefer, "benim yardımcı olmamı ister misin?" diye sorun. "Olmadı, yapamadın. Bırak ben giydireyim." diye tamamen elinden alıp siz giydirmeyin. Giyinme ve soyunmayı öğrettiğiniz seansları kesinlikle çok acele dışarı çıkmanız gereken zamanlara sıkıştırmayın.

Çocuğunuz dışarıda böyle giymeye kalkıp yere koymaya kalkarsa panikle negatif yaklaşmamaya çalışın. Sakince "Paltonu kirlenmemesi için temiz bir yere koyalım istersen. Bak burada sandalye veya kanepe var." diye başka yere yönlendirin.

Bookmark and Share

Çarşamba, Kasım 26, 2008

Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 3

Kımılnaz ile "Tuvalet Alışkanlığı":

Kımılnaz'ın doğumundan 2 hafta sonra başlayan kaka probleminden
Bebeklerde geciken kaka problemi yazımda bahsetmiştim. Her işte bir hayır vardır derler ya. Bizi bu kadar endişeye sürükleyen bu durum, Kımılnaz'ın tuvalet alışkanlığında çok hayırlı oldu.

Bebeklerde geciken kaka problemi yazıma yorum yazan annelerin de belirttiği gibi Kımılnaz 4. aya girerken kaka yapma süresi önce bir haftadan 3-4 güne, sonra günde bire indi. Zaten seyrek kaka yaptığı ve her kakası bir olay olduğu için altında bez olsa da o ıkınırken biz de gözünün içine baka baka "ınnnggh kaka" demeye başladık.

4. ayın sonunda iyicene kaka durumu düzene girince, Kımılnaz sabit olarak akşamüstleri tam biz yemeği hazırlarken onu oturttuğumuz sandalyesinde kakasını yapmaya başladı. Böylece kaka saati, kaka sandalyesi, kaka sesi gibi bir takım işaretler ve alışkanlıklar birbirine bağlandı. Ufak bebek demeyin, bağlantıyı çok iyi kavrıyorlar. Kımılnaz'da her sandalyeye oturtup "ınnggh kaka" dediğimizde kakasını yapması gerektiğini algılamaya başladı. Aslında biz onu birşeye alıştırmaktan ziyade daha çok onun işaretlerini takip edip belli saat, konum ve de seslere koşullandırmaya çalıştık.

6. ayda dik durup rahatlıkla oturmaya başlayınca kaka yaptığı saatlerde ıkınırken yakaladığım anda tuvalet üstüne koyduğum adaptöre oturttum. Yine "ınngggh kaka" dedim, o da ıkındı ve kakasını yaptı. Çok sevindik. Alkışladık. Bu arada Kıpırcan'la uğraşlarımız hayalkırıklığı ile sonuçlanırken en azından tuvalet alışkanlığı cephesinde sevinçli olaylar vardı. Kıpırcan'a bak "Kımılnaz tuvalete yapıyor, ne güzel ve rahat demelerimiz." hiçbir sonuç vermedi.

Kımılnaz bir süre akşamları tuvalete oturup kaka yapmaya devam etti. Sonra yanındaki tuvalet kağıdı asacağı ile oynamaya ve etrafındakileri çekiştirmeye başladı. Dolayısı ile dikkati dağılıyordu. 9. ay civarı nedense birkaç akşam tuvalete oturmayı reddetti. Bunun olabileceğini kitapta okumuştum. Ben de tuvalet adaptörü veya Kıpırcan'ın büyük ve janjanlı oturaklara oturtmaya zorlamak yerine bildiğimiz en basit oturaktan (Baby Björn Little Potty) bir tane ufak boy aldım. İkinci banyomuza koydum. Bu sefer sabahları hemen kalkar kalkmaz oturtup yine ses işareti vermeye başladım. Kımılnaz oturağını çok sevdi. Ayakları da yere değiyordu. Böylece her sabah kalkar kalkmaz ilk iş kakasını ve çişini oturağa yapıyor.

Oturak ve tuvalet adaptörünün farkları ve avantajları şöyle.

Oturak: Çocuk üstüne tam oturuyor. Ayakları yere basıyor. Eğer etrafta biri yokken tuvalet yapmayı tercih ediyorsa en güvenlisi bu. Kakası zaten belli oluyor da çiş yaptıysa da hemen anlıyorsunuz.

Ancak çocuk elini oturak içine sokabilir. Özellikle çiş yapınca ışık veya ses çıkaran modellerde dikkat edin. Çocuğunuzun elini sokunca aynı sistemin çalıştığını farketmesi emin olun 2. seferi bulmayacaktır. Emekleyerek veya kalkıp yürüyerek oturaktan uzaklaşabilir. Ayakları ile sağa sola hareket ettirerek oturakla yer değiştirebilir. En son olarak da benim en sevmediğim temizliği ve dezenfektasyonu zor ve uzun.

Tuvalet adaptörü: Yanında denge için tutmaçları var. Temizliği çok kolay. Sifonu çek bitsin gitsin. Tuvalete direk alıştırma imkanı var, oturaktan sonra bir de tuvalete adapte olma derdi yok.

Ancak tek başına bırakmam mümkün değil. Oturak gibi alıp boş bir alana koymak mümkün değil. Etrafında sabit aksesüarlar varsa çocuk onlarla ilgilenebiliyor. Kaka belli oluyor ama bazen çiş yapıp yapmadığını sesini de duymadıysanız anlamanız zor oluyor. Erkeklerde çiş yapmak için pipiyi elle aşağı yönlendirmeniz gerekebilir. Çoğu adaptörde pipi kalkanı olmuyor.

Biz bir hafta evvel oturak içine el sokma vakasından sonra tekrar tuvalet adaptörüne geri döndük. Belki buna bağlı olarak birkaç gün aksama yaşadık. Ama şu anki düzenimiz her sabah uyanır uyanmaz kaka ve çişi, öğlen uyandıktan sonra ve akşam yatmadan evvel de çişini (varsa) tuvalete yapıyor. Aslında yemeklerden sonra bıraz bekleyıp tekrar oturtmak lazım ama günlük düzenimiz içinde ben bu kadar oturtuyorum. Altına hala bez bağlıyoruz. Kafamı toparlayabilirsem kumaş beze geçip 1. yaşgününden sonra yavaş yava tuvaleti gelince işaret edebilecek mi ona bakacağım. Ama o olmasa bile bu düzende bezli olarak da devam edebilirim.

Bu anneannelerimizin uygulayıp onay verdiği bir yöntem. Çok basit. Sinir harbi yok, gerginlik yok. Alışkanlık ve düzen olunca uyku ve yemek gibi günün bir parçası haline geliyor. İkinci çocukta daha zor olur diye düşünmüştüm ama aksine, eğer çocuğunuzun uyku ve yemek sinyallerini takip edebiliyorsanız tuvalet ihtiyacı sinyallerini de gözlemleyip takip edebilirsiniz. Bunları gözardı etmeyin.

Dikkat edilmesi gereken bir husus her çocuk bakımı konusunda olduğu gibi her çocuğun farklı olduğu. Kıpırcan ile Kımılnaz'ın neredeyse 180 derece birbirinden farklı oldukları gerçeğini gözardı edemem. Kız çocuk ve de ikinci çocuk olmasının da faydası olmuş olabilir.

Sonuç olarak bebeğiniz 0-12 ay arasında ise "Tuvalet Alışkanlığı" işini ele alın derim. Bu benim tecrübemden çıkardığım nacizane tavsiyem. İki yaşı veya daha üstünü bekle diyenleri bu sefer kulak ardı edebilirsiniz. Çocuğunuzu zorla birşey yapması için eğitmiyorsunuz. Sadece onun işaretlerini gözlemleyip, ihtiyacını bezine değil tuvalette gidermesi ve temiz ve rahat olması için yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Uyku ve yemek düzeni oturtmaktan hiçbir farkı yok aslında. Pratik annelere uygun en pratik yöntemin bu olduğu konusunda şüphem yok.

Zaten kullanılıp atılabilir bezler olmasaydı "Tuvalet Eğitimi", çıkartmalar, ödüller, inatlar ve çekişmeler ile uğraşmayacaktık. Anneannelerimizin ve hatta annelerimizin kullandığı bu yöntemle çocuklarımız rahat, biz rahat olacaktık.

Konu ile ilgili diğer yazılarım:
Tuvalet eğitimine alternatif tuvalet alışkanlığı
Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 1
Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 2

Bookmark and Share

Salı, Kasım 25, 2008

Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 2

Uzun süren bir süreç olduğundan yazıyı yazması da vakit alıyor. İşte "Tuvalet Eğitimi" cephesinden ikinci bölüm:

Bu sene Temmuz'da yaptığımız Türkiye seyahatimizde rutin kontrollerimiz yanında bir de bir psikolog ile bu tuvalet işini görüşelim dedik. Aslında o kadar ümitsiz de değildim gerçekten. Daha çok umursamaz, bırakınız yapsınlar tarzı bir ruh hali içindeydim. Ama babam doktor olduğu için etrafta tanıdık olunca fırsattan istifade iki psikolog, Kıpırcan ve ben rahat bir ortamda oturduk konuyu konuştuk ve irdeledik. Daha ziyade rahat bir sohbet ortamıydı. Bana Kıpırcan'ı teşvik etmek için birkaç değişik tavsiyede de bulundular. Bildiklerimin üzerine bilmediğim birkaç yöntem daha önerdiler. Kıpırcan hakkında ise "Bu çocuk tahmin ettiğinizden daha derin düşünüyor. Bırakın kendi istediği zaman kendi istediği gibi kontrol edecek." dediler. Malesef "Evreka" diye fırlamadık ofisten.

Tavsiye ettikleri yöntemlerden biri de şu ana kadar tuvalet eğitimine hiç bulaşmamış ama kendini rahat hissedebileceği birinin gözetiminde, bizim kesinlikle o ortamda bulunmayacağımız şekilde tekrar denenmesiydi. Bu iş için Türkiye tatili sırasında canım anneannemi görevlendirdik. Aramızda en yumuşak odur. Ve de yumuşaklıkla sözünü dinletir. Ama o bile Kıpırcan'ı tuvalete oturmaya veya kaba yapmaya ikna edemedi.

Vakit böylece hızla akıp geçerken çekirdek aile olarak evimize döndük. Eylülde yuvaya başlama vakti yaklaştı. Okul beğenmek için yaptığım ziyaretlerde herkes "tuvalet eğitimi var mı?" diye soruyordu. "Tuvalet eğitimi yoksa alamayız." diyenler oldu. "Tuvalet eğitimi olsa daha iyi olur, yoksa ufak sınıfa vermek durumundayız." diyenler oldu. Bir de üstüne fazla para istiyorlar. Ben de bezi atalım istiyorum. "Ben yapamadım. Buyrun verereyim, siz yapın." diyordum. "Ufak çocukların sınıfına koyarız ancak." diyorlar haklı olarak çünkü diğer sınıflarda alt ve üst değiştirme ekipmanı yok ve öğretmenler bu konuda çok da eğitimli veya ilgili değil. 3.5 yaşındaki çocuğu 2-2.5 yaş sınıfına vermeyi istemedim çünkü yuvaya zaten ingilizce öğrenmesi için göndermek istiyordum.

Bana yine gelmeye başladılar. Artık saplantı haline gelmişti sanırım. Bu sefer annem de yok, iki çocukla tek başımaydım.

Bir gece bir hikaye uydurdum. Bir pipi hikayesi. Her gece anlatmaya başladım. Çok sevdi. Yatarken özel olarak "Anne, Pipi bir hikayesi anlat." diye beklemeye başladı. Bu arada ben daha evvel görüştüğümüz psikologların diğer tavsiyesi olan bir günlük çizelge hazırladım. Günde 5 sefer (sabah uyanınca, kahvaltından sonra, öğlen uykusundan evvel, akşam üstü ve uykudan evvel) ve de 7 günden oluşan bir matrix. Üstüne tuvalet kağıdı ve tuvalet vs resimlerle süsleyip renkli kağıda çıktısını aldım. Yine oturaklar çıktı, kitaplar geldi. Sabah uyanınca Kıpırcan'ı anadan üryan soyup saldım ortalığa. Yine bez bitti dedim. Bir de elimdeki çizelgeyi gösterip her çiş yaptığında bir çıkartma yapıştıracağımızı ve 10 çıkartma toplayınca babasının ona bir kepçe alacağını söyledim. Bunu o an attım ama size tavsiyem bu kadar geniş bir tanım yapmayın. Oyuncağı da önceden alın bilerek teklif yapın yoksa gider en pahalı oyuncağı seçerse kalırsınız.

Kıpırcan bunları peeek güzel anladı. Durup durup çizelgeye bakıp "Çişi tuvalete yapacağım. Baba kepçe alacak." diye tekrar etti. Bu tarz herşeyi çok iyi anladığını ifade eden geri tekrarları daha evvel de yaptığından çok etkilenmedim açıkçası. Bu arada ben kendisine bol bol su içirdim. Bir pipi hikayesindeki gibi pipiye çiş gelinca bacakların ona yardım etmesini söyledim. Hadi oturağa oturalım dedikçe "Noooo" diye yankı yapmaya devam etti.

Bir ara kendi kendine "oturağa oturalım" diye tuvalete koştu ama vazgeçti nedense, aniden geri döndü. Artık acı çekmekte olduğunun farkındaydım. Göbek şiş ama kesinlikle oturmayacak. Elime bir tas aldım. Başladım gölge gibi peşinde dolaşmaya. (Buraya aslında halimizin ne kadar trajş komik olduğunu gözler önüne sermek için parantez açıyorum. Şu esnada ben bir elimde tas, diğer elimde her ihtimale karşı kuru kağıt havlu ve çamaşır sulu ıslak mendilleyim. Kıpırcan'ın üstü tamamen çıplak ama ayağında yazdan kalma ufak yeşil yarım paletleri var.)

Bir ara kütüphaneden kitap almak için sandalyesine çıktı. Daha evvelden denemiştik tas yöntemini ama bu sefer baktım bir damla kaçtı ve gerisi gelecek. Tası tuttum önüne "hadi oğlum, bırak bak. çok rahatlayacaksın" dedim. Ne oldu bilmiyorum, Kıpırcan aşağı baktı ve kendini bıraktı. O an Neil Armstrong aya ayak bastığında veya Alexander Graham Bell telefonun diğer ucundaki sesi ilk duyduğunda ne hissetmişlerse ben de onu hissetmişimdir. İşin iyi tarafı Kıpırcan da mutlu oldu. (Nisandaki üç haftalık maratonda bir kere yanlışlıkla oturakta otururken çiş kaçınca ödül olarak dondurma vermemize rağmen bir daha aynı kaza olmasın diye oturağa oturmayı reddetmişti.) "Rahatladım" dedi. "Bak zor değilmiş. Acımıyormuş da." dedim. Hadi çıkartmamızı yapıştıralım bakalım kaç tane kalmış babanın kepçe almasına, diye ilk çıkartmamızı yapıştırdık. (Not: Tas olarak derin bir yoğurt kabından şaşmayın. Tazyikle fena sıçrayabiliyor.)

İkincide korktuğum gibi yine biraz direnç gösterdi ama devamı geldi. Akşam babasına gururla çıkartmalı kağıdını gösterdi. "10 tane çıkartma olunca bana kepçe alacaksın." diye mutlu haberi de kendi verdi. Eşim de akşamları bu çıkartmalı seramonilere ortak oldu. 3. günden sonra yoğurt kabından tuvalete terfi etmesine o yardımcı oldu. Çiş işimiz 10. çıkartmadan sonra kocaman bir kepçe alınması ile sertifikalı bir şekilde halledilmiş oldu. (Her çişten sonra ufak bir hediye yerine uzun süreli başarıyı ödüllendirme ve de çizelge/çıkartma psikologların tavsiyedi idi.)

Şimdi okula tuvalet eğitimli olarak kilotla gidiyor. Tüm gün çişini tuvalette ayakta güzelce hallediyor. Bazen biz uykudan kalkınca veya uykuya yatmadan evvel tuvalete gitmesini hatırlatıyoruz ama genelde çok sıkışınca kendisi tuvalete gidip işini hallediyor. Elini güzelce yıkıyor.

Bu gelişme benim itelememle oldu, yani beyefendiyi beklesek belki o da hala olmayacaktı. Ama o gün olmuş olması tamamiyle şanstı bence. Bilimsel bir açıklaması, hah işte şunu yaptım, daha evvel yapmamıştım dediğim bir durum yok. Üç aşağı beş yukarı benzer şeyleri hep denemiştik.

Fakat hala gerçek mutlu sona ulaşabilmiş değiliz. Bütün gün kilotla gezip öğlen veya akşam yemekten sonra bez takmamızı istiyor. Kakasını ancak ona yapıyor. Yine köşe bucak girecek delik arıyor, yine bizim başka yere bakmamızı istiyor.

Başka bir problemimiz de kabızlık. Bir gün kakasını yapamazsa kabız oluyor ve sonra canı çok acıyor.

Deneyecek başka yöntem de kalmadı. "Bir pipi hikayesi"nin "Bir popo hikayesi" versiyonunu anlattım. 5 çıkartma biriktirirse oyuncak mutfak alacağım dedim. (Ucuza bulup almıştım) "Bez istiyorum, mutfak istemiyorum." dedi. Mutfağı bagajda kutusunda gördü, "açalım" dedi. "Önce kakanı tuvalete yap öyle" dedim. "Mutfak kalsın, bezimi tak." dedi. Bir gün tam ıkınırken tuvalete götürdüm. Bir saat (neredeyse) tuvaletin üzerine adam gibi oturtmayı başaramadım ama o bağırarak benim beynimi zedelemeyi başardı.

Ben yine pes ettim.

Bir daha bana gelene kadar...

Bir sonraki yazıda "Tuvalet Alışkanlığı"ndaki keramet ile konuya devam edeceğim.

Konu ile ilgili diğer yazılarım:
Tuvalet eğitimine alternatif tuvalet alışkanlığı
Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 1
Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 3

Bookmark and Share

Pazartesi, Kasım 24, 2008

Haftanın Menüsü - 24 Kasım

Kımılnaz'ın 1. yaşgününe çok az kala farkındaysanız artık onun yemekleri de bizimkiler ile aynı olmaya başlıyor. Abisine nazaran Kımılnaz daha erken pütürlü yemeye ve hatta eline verdiğimiz meyve parçalarını kontrollü bir şekilde yemeye başladı. Yemek sırasında çok oyalamak gerekiyordu. Çözümü onun da eline bir kaşık ve önüne bir tabak vermekte buldum. İyi oldu. Bata çıka da olda kendi kendine yemek yemeye alışsın. Seyahatlerimden birinde aldığım tekila shot (her gittiğim yerden aldığım sabit hatıralık eşya) bardaklarından birini de kendisine tahsis ettik. Suyunu bardaktan içme alıştırması yapıyor bolca. :)

Bu hafta Amerika'da Şükran günü, yani Hindi Günü. Hindi bizde genelde yeni yıl gecesi pişer. Bu sene değişiklik olsun günlük bir hindi yemeği yapayım dedim. Amerika'daki okuyucularıma iyi tatiller. Uzun tatil hepimize iyi gelecek.

İyi haftalar diliyorum.

Haftanın Menüsü - 24 Kasım

Yetişkinler için


Pazartesi: Top Top Köfteli Un Çorbası - Kıymalı karnıbahar yemeği - Dünden Kalan Burgu Makarna
Salı: Kabak Dolması (içi buzluktan)
Çarşamba: Kırmızı Biberli Domates Çorbası - Kalanlar
Perşembe: Kestaneli hindi göğsü ile Fırında hindi budu arasında kararsız kaldım. Aksi gibi ikisi için farklı parça et lazım. - İç Pilavı - Tatlı Patates
Cuma: Kestaneli Sebze Çorbası - Enginar Dolması - Bulgur Pilavı
Cumartesi: Balık - Makarna - Salata
Pazar: Ispanak Çorbası - Fırında Patatesli Köfte

Kımılnaz için

Pazartesi: Karışık Sebze Püresi - Un Çorbası
Salı: Etli Karışık Sebze Püresi- Kabak Dolması
Çarşamba: Etli Karışık Sebze Püresi - Kırmızı Biberli Domates Çorbası
Perşembe: Hindili Karışık Sebze Püresi - Tatlı Patates Çorbası
Cuma: Etli Karışık Sebze Püresi - Kestaneli Sebze Çorbası
Cumartesi: Etli Karışık Sebze Püresi - Nohutlu Çorba
Pazar: Tavuklu Karışık Sebze Püresi - Ispanak Çorbası

Siz yaptığınız menülerinizi Haftanın Menüsüne ekleyebilir, diğer blogger ların menülerine bakabilirsiniz.

Bookmark and Share

Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 1


Yazılacak çok şey var aklımda ama vakit yeter mi? Artık yettiği kadar yazıp yazıp ekleyeceğım bloga.

Öncelikle konu ile ilgili iyi bir haber aldım. Tuvalet eğitimine alternatif tuvalet alışkanlığı yazımda bahsettiğim Diaper Free Baby kitabı, Bezsiz Bebek olarak Türkçe'ye çevrilmiş, ilgili okuyucularını raflarda bekliyormuş.

Bizde hem tuvalet eğitimi uygulanıyor malum hem de tuvalet alışkanlığı. Her iki cepheden de tecribe ve yorumlarımı paylaşmak istiyorum. Öncelikle Kıpırcan ile "Tuvalet Eğitimi" cephesi:

Malum Kıpırcan ufakken evde de olsa tüm gün çalışıyordum. Bu yüzden annem ve anneannemin tavsiye ettikleri gibi Kıpırcan dik durmaya ve özellikle emekleyip sıralamaya başladıktan sonra düzenli olarak tuvalete götürüp tutmaya veya oturtmaya alıştıramadım. Ara ara denedim. Özellikle 18 ay civarı çok güzel tuvalete oturuyordu. Hiç çiş veya kaka denk gelmemişti ama kızıp bağırmadan oturup, kitap okuyup, küvetin raylı kapısının üstündeki aynada şaklabanlıklar yaparak vakit geçiriyorduk.

Ana da sağolsun pek üzerine düşmeyince ben de takip etmedim. Böyle böyle geldik 2.5 yaşına. Kımılnaz gelmeden evvel birkaç kere denedik. Bu yaşta daha akıllı ve bilinçli olduklarından ne isteyip ne istemediklerini çok iyi biliyorlar ve de inatlarını kırması çok zor oluyor. Ancak hazır olduğunu da biliyordum çünkü çişini ve kakasını kontrol edebiliyordu. Gece uykusundan kuru kalkıyordu. Ondan sonra ortalıkta dolanırken kahvaltıya oturmadan bez aşağı sarkmaya başlıyordu. Bezimi değiştir diye buyuruyordu bey. Kakasını yaparken de illaki girecek bir delik arayıp, bize de başka yere bakın diyordu. Başka yere baksak kaç yazar, kokudan kaçış yok ki.

İlk başta tuvalete götürüp çişi veya kakayı denk getirme ve gelince ödüllendirme yöntemini deneyelim dedik. Yemedi. Tuvalete veya oturağa gelmek bile istemedi. Sonra bezi çıkardık. Bu sefer çişini tutmaya başladı. Tasla etrafında bekledik istemedi. Zaten kabızlık derdi de var. Hadi dedik sarpa sarmadan tekrar beze soktuk. Kitap okuduk, çıkartma vs ödülleri işe ikna etmeye çalıştık. Hiçbiri işe yaramadı.

Sonra Türkiye tatili, taşınma, Ana'nın bizden ayrılması ve de göbeğimin büyümesinde dolayı onunda koşturup zıplayarak ilgilenememem Kıpırcan'da büyük huy değişiklikleri yarattı. Sadece tuvalet eğitimi değil tüm huyu suyu değişti o dönem. Ardından bebeğe hazırlık telaşesi ve benim yine hastaneye gidene kadar çalışmam yüzünden çok ısrarcı olmadım. Velhasıl Kımılnaz doğdu. Bu sefer de "kardeş geldi, bana yine tuvalet diyorlar." demesin diye bekledik.

Kımılnaz 4. ayına, Kıpırcan 3 yaşına yaklaşırken, havalar da ısınıyor bahanesiyle (Nisan '08) tekrar başlasam mı diye düşünüp duruyordum. Bana birgün geldiler. Ama hakikaten geldiler. Çünkü iki çocuğun bezi ile uğraşmak yıpratıcı bir durum. Hele de biri katır kadar olmuşsa ve de aklı herbirşeye erip de inadına bez istiyorsa. Hele hele ufak olanı aynı dönemde tuvalet işini yoluna koymaya başlamışsa....

Sabah kalkıp anneme "bezi atıyoruz" dedim. O da baktın deli dön geri, ne yapacak, "peki" dedi. Kütüphaneye gittim; ne kadar kitap, Elmo'lu tuvalet DVDsi, çıkartma vs varsa aldım geldim. Evde ne kadar müzikli sesli oturak varsa ortaya çıktı. Uyanan Kıpırcan beyin altından bezini çıkardık. "Hadi" dedik, "bez yok, tuvalet var". "NOOOO" diye karşı koydu. "Bez bitti" dedim. "İstediğin kadar NO de".

3 hafta, sevgili anneler ve anne adayları. Yazı ile, tam üç hafta ben Kımılnaz'ı bıraktım, her Allah'ın günü Kıpırcan ile bayıla bayıla DVD seyrettik, oturağın sesleri ile oynadık, kitaplar okuduk ama o tuvalete veya oturağa otururken çığlık çığlığa karşı koydu. Bez takmadım. Ben inat ettim. Günde 5 kere üst baş, 2 kere yatak değişti. Hiç kimse sesini çıkarmadı. Allahtan annem vardı da o toparladı bizi. Yalvardık, yakardık, konuştuk, ödüller vaadettik. Bazen iyi günlerimiz oldu. Ama Kıpırcan'ın inadı asla kırılmadı.

Sonunda ben pes ettim. Askere gidince komutanlar çıkarır artık bezini diye bıraktım.

Devamı gelecek...

Konu ile ilgili diğer yazılarım:
Tuvalet eğitimine alternatif tuvalet alışkanlığı
Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 2
Tuvalet eğitimi ve tuvalet alışkanlığı - 3

Bookmark and Share

Çarşamba, Kasım 19, 2008

Çocuk istismarına son

Tepedeki bannerı gördünüz mü?


İnanılmaz derin bir konu. Neresinden başlayıp, nasıl toparlayacağımı bilemediğim bir konu. Hem Türkiye'de hem diğer ülkelerde neresinden tusan elinde kalan bir konu. Medenileştiğimizi zannettikçe insanlıktan çıktığımızın göstergesi bir konu. Dünyanın her köşesinde din iman naraları atılırken, aslında ahlakımızı tamamen yitirdiğimizi bas bas bağıran bir konu.

Kendilerinin birer çocuk olduğunu, ileride çocukları olacağını ve yaşladıklarında birer çocuktan farkı kalmayacağını unutan veya idrak edemeyenlerin, kendilerini güçlü zanneden acizlerin yaptıkları istismarlara son verilmesi için kime başvurmalıyız? Devlete mi? Devlet kendi eliyle evlilik yaşını indirmeye çocukları ve kadınları tecavüzcüleri ile evlenmeye teşvik eden yasalar çıkarmaya çalışırken mi? Çocuk esirgeme kurumlarında süregelen çocuk istismarları yabancılar tarafından gün yüzünde çıkarılırken mi?

Çocuklarımız için sesimizin duyulması ve duyurulması lazım. Anne Çocuk Klübü, T.B.M.M. Başkanlığı, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'na gönderilecek bir metin hazırlamış. Altına imzamızı atmak yapabileceğimiz ilk ve en ufak adım.

Sonra....

Sonra çocuklarımızı daha duyarlı yetiştimemiz lazım. Sadece, bazı sapık yetişkin erkeklerin erkeklerin ve bunlara göz yuman kadınların çocukları istismar ettiğini düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bunlar ufaktan yetişiyor. Geçenlerde okullarda kız öğrencilere sınıf veya okul arkadaşları tarafından yapılan tacizlerin oranı hakkında yapılan araştırma sonuçlarını görünce dudağım uçukladı. Çocuklarımıza bunun yanlış olduğunu, yapılmaması ve yapılırsa da tahammül edilmemesi gerektiğini açıklamamız lazım. Okul yetkililerinden ve de hak ve hukuktan sorumlu kişilerden, ufak büyük tüm çocuk tacizlerinin "indirimsiz" cezalandırılmasını talep etmemiz lazım.

Çocuk istismarı sadece cinsel taciz manasına gelmiyor. Kendi yan gelip çocuğunu çalıştıran, çocuk kaçırıp pazarlayan, kendi çocuklarına veya üvey çocuklarına fiziksel ve duygusal açıdan eziyet edenlerin hepsi bu gruba giriyor. Çocuklarını istismar eden veya istismar edilmesine göz yuman anne, baba tüm ebeveynlerin tekrar rüştlerini ispat edene kadar veya cezalarını çekmeyi bitirene kadar bu haklarının ellerinden alınması lazım. Çocuklara göz kulak olmaktan sorumlu devlet birimlerindeki çocuk istismarlarını önlemek lazım.

Evlerde ana babaların, okullarda öğretmenlerin, sokakta polisin ve camilerde imamların doğru yolu göstermesi lazım. Kültürümüzde, dinimizde ve ahlakımızda çocuk istismarının yerinin olmadığı ve olmayacağının herkese tek tek anlatılması lazım. En son devlete güvenmemiz lazım. O da ne için? Artık bütün bu uyarılara rağmen Allah'ından korkmayan insan müsveddelerinin kayıtsız ve şartsız cezalarının verilmesi için. Tutuksuz yargılanmaları kaydıyla salıverilmeleri için değil.

Aslında herşey en başta çocukken ve sonra evlat sahibi olmadan evvel verilmesi gereken eğitimden ve de ehliyet sahibi olmaktan geçiyor. Bu yapılanlar veya yapılmaya çalışılanlar, can-ı gönülden destek versem de, artık içindekileri tutmaya mecali kalmamış sökük bir bohçaya ufak ufak yamadan başka birşey değil.

İçim cızlıyor. Çocuklarım ve çocuklarımız için gerçekten çok endişe duyuyorum. Umarım bu kampanya ile birilerinin gözü açılır ve kulağı duyar, çocuklarımıza daha güvenli bir gelecek verebiliriz.

İlgili mercilere gönderilecek mektubu okumak ve altına imza atmak için buraya veya yukarıdaki bannera tıklayınız.

Bookmark and Share

Salı, Kasım 18, 2008

Bir eşek ile bir robot


Günlerden bir gün, bir eşek ile bir robot İstanbul'dan yola çıkmışlar.

Tıngır mıngır gider iken bir uçağa denk gelmişler. Binmişler ve taa Şikago'ya uçmuşlar.

Bu buz gibi şehirde ne işimiz var diye dolanırken Kımılnaz ve Kıpırcan'ı bulmuşlar.

Bu iki çocuğu ve annesini çok sevindirmişler. Hep beraber mutlu mutlu yaşamışlar.

Hamarat Anne'ye çok teşekkür ediyoruz. Eşek Kımılnaz'ın, içinde çıngırağı da var. Robot Kıpırcan'ın. Türkiye dönüşü yolculuğumuzda bize arkadaşlık ettiler. Yazının aşırı gecikmesinden dolayı da özürlerimi yolluyorum.

Hamarat Anne
'nin diğer el emekleri için Petit and Cute u ziyaret ediniz.

Bookmark and Share

Pazartesi, Kasım 17, 2008

En basit ve kullanışlı kanguru taşıyıcı



Resimdeki taşıyıcıyı dikmeyi bitirip de blogları gezmeye başlayana kadar bu haftanın International Babywearing Week (Uluslararası bebek taşıma haftası) olduğunun farkında değildim. Denk düşmüş oldu.

Kımılnaz'ı taşıdığım Pouch Sling denilen bu taşıyıcı kendim diktim. Sleepingbaby websitesindeki talimatlarla, orada yazdığı gibi 1 saatte bitirdim.

Evenflo Snugli Classic Soft Carrier, The Ultimate Baby Wrap and Evenflo Snugli By My Side Soft Carrier taşıyıcılarını kullandım. Hatta Evenflo Snugli By My Side Soft Carrier ı dışarıda hala kullanıyorum. Evde bazen ben sofrayı veya banyo vs gibi şeyleri hazır ederken Kımılnaz kendi başına oyalanmak istemiyor. Tek kolumla taşıyarak iş yapmak da zor geliyor. Genelde The Ultimate Baby Wrap ile taşıyarak işimi görüyordum ama takması çıkarması çok vakit alıyor.


Bir gün parka gittiğimizde bu model taşıyıcı (Kangaroo Corner Adjustable Fleece Pouch) ile ufak bebeğini taşıyan bir anne gördüm ve çok beğendim. Fakat websitesindeki fiyatı görünce tozlanan dikiş makinamı çıkarma vaktinin geldiğini anladım. Her dakika çocuk üstümde gezsem vereyim ama kış geldi. Artık ya arabada koltukta yada bebek arasında dolaşır ancak. Zaten yürümesi de yakındır. Emekleyerek ve sıralayarak girmediği delik, tırmanmadığı delik kalmadı. Talimatlardan da çok kolay olduğunu görünce soluğu kumaşçıda aldım. Kumaşlar da cıvıl cıvıl. Gözüm doysun 3 değişik kumaş aldım. Kolay ya dikmesi!


İlkini yukarıda desenini çok beğendiğim polar kumaşından yaptım. Esnememesi için doğru (esnemeyen) yönğne kesmeye dikkat etmek lazım. Bir de "pouch seam" denilen kısmı talimatlardakinden biraz daha U şeklinde kesmek gerek.

Bu taşıyıcıyı kullanması da çok kolay. Takması, kızımı oturtup çıkarması birer hamle ile halloluyor. Resimlerde bebek otururken pek dingildek gözüküyor ama öyle değil. Bayağı oturaklı. Ağırlığı yaydığı için sırta ve omza ağrı yapmıyor. Artık emzirme önlüğüm ile beraber bu taşıyıcı da bizimle her yere gelecek. Yedek olarak diğer kumaşları da dikeceğim. Şimdi bu polar kumaşın kalanından ne yapsam diye düşünüyorum.

Ekleme: Kımılnaz 11 kilo (24 lbs) civarı ve rahat rahat taşıyabiliyorum.

sleepingbaby.com sitesindeki kolay kanguru dikme talimatları

Haftanın Menüsü - 17 Kasım

Ben bu hafta geçmiş haftalardan kopya çekerek yemek yapacağım. Siz yaptığınız menülerinizi Haftanın Menüsüne ekleyebilirsiniz.

Bookmark and Share

Cuma, Kasım 14, 2008

Çocuğunuza telefon numaranızı öğretin

Doktorumuz 3. yaş kontrolünde tavsiyesi ile Kıpırcan'a adının dışında

  • Soyadını (Amerika için mecburen ingilizce telaffuzunu)
  • Benim cep telefon numaramı
öğretmemizi istedi. Allah muhafaza kaybolur veya başka birşey olursa en kolay ulaşabileceği ebeveynin cep telefonunu öğrenmesi iyi olur dedi. 3 yaşındaki çocuk yedi haneli cep telefonunu nasıl öğrenir ve ezberler diye sorunca doktor, öğrenirler sen yeterki öğret, dedi.

Biz de evde oyun olsun diye telefonu eline verdik ve tuşlayarak benim telefonu üç beş kere çevirttik. Numarayı kafasında ezbere değil, görsel olarak hemen öğrendi. Çevirirken numaraları hem Türkçe hem İngilizce sesli söylüyor. Fakat alan kodunu öğretmedik. O nasıl olacak, tam kestiremedim, çünkü aynı alandan kod ile aranınca telefon düşmüyor. Arada hafızası tazelensin diye aratıyoruz. Oyun oynadığını düşündüğü için onun da hoşuna gidiyor bu.

Artık bebeler için bile telefon mevcut. Toplamda dört tuş var. Açma, kapama ve iki hızlı arama tuşu. Ben yine de bir veya iki telefon numarasının öğretilmesinin faydalı olduğunu düşünüyorum. Kıpırcan'a babasının cep telefonunu da öğretmeyi düşünüyorum. Her bir haltı ezberliyor çünkü. Sonra temcit pilavı gibi 2 ay evvel ettiğim bir lafı, ama sen böyle demiştin diye önüme koyuyor. Oğluşumun fil hafızası işe yarasın.

Bizim isimlerimizi biliyor. Kendi ismini ve yaşını Türkçe veya İngilizce sorunca söylüyor. Bunun dışında yabancılarla benden izinsiz konuşmaması, benden uzaklaşmaması ve de tanımadığı biri çağırırsa gitmemesi gerektiğini yeri geldikçe telkin ediyorum.

En kısa zamanda Stranger Safety videosunu alıp seyretmemiz gerek. Bunu da yapılacaklar listesine kendime not düşüyorum. Çünkü bütün bu bildiklerini acil bir durumda nasıl kullanacağını düzgün bir şekilde kafasını karıştırıp onu korkutmadan anlatabilmek lazım. Acil durumda tanımadığı insanlarla konuşmamasını söylediğim için adını söylemeyip telefon istemezse komik olur.

Allahtan Kıpırcan dışarıda çok uçan kaçan bir çocuk değil. Onun rahatlığı ile sanki bu işi yavaştan alıyorum. Boşlamamak lazım.

Paranoid Anne

Bookmark and Share

Perşembe, Kasım 13, 2008

BEO - Kış hazırlığındaki hayvanlar


Geçen hafta hastalık münasebeti ile öyle çok aksiyonlu etkinlikler yapamadık. Kış hazırlığındaki hayvanları Kıpırcan'a tanıtmak için bolca resimli kitap okuduk. Yaşı müsait olduğu için hayvanların neden bazı hayvanların kış uykusuna yattıklarını, bazılarının yiyecek depoladıklarını ve de bazı kuşların göz ettiklerini uzun uzun anlattım. Aslında aklımda resim çıktısı almak ve sessiz sinema gibi birşey oynamak vardı oğluşla ama vakit yetmedi.

Uykuya dalan hayvanlar ile göçmen kuşlar hakkındaki resimli kitaplarımız şunlar:

Türkçe favorimiz: Kuşumu kim kışkışladı? / Fatih Erdoğan

İngilizce favorimiz: Time to Sleep
Bu da runner-up: The Bear Snores On

Bir de mevsimler serisi vardı. Kitaplar daha büyük yaşlara hitap etmesine rağmen Kıpırcan dünyanın güneş çevresinde dönmesi ve ekseninin eğik olmasından dolayı mevsimlerin oluşumu anlatımları dikkatle dinledi.

What Happens in Fall?
What Happens ın Winter?

Kımılnaz ve Kıpırcan ile hayvanlarla ilgili resimli kitabımıza bakarken Kıpırcan hayvanların çıkardıkları sesleri Kımılnaz'a söyledi. Kımılnaz abisinin gözünün içine bakıp onun yaptığı herşeyi taklit ettiği için ona yaptırıyorum böyle şeyleri. Hem ikisi ile bir arada vakit geçirmiş oluyoruz, hem de Kımılnaz gerçekten daha bir ilgi ve dikkatle dinliyor ve gözlemliyor.

Evdeki peluş hayvanlardan kış uykusuna yatanları bulduk. Onlarla oynadık.

Son olarak evdeki güvenlik çitlerini kullanarak mağara yapıp içine kış uykusuna girme planlarım vardı. Fakat Kıpırcan çiti salonumuzda restoran haline getirdi. Babası müşteri oldu, o aşçı/garson. Sonra rolleri değiştiler. Ben de ayılarla yılanları mağarasında yalnız bıraktım.

Bir sonraki projem taklit oyun (pretend play) için evdeki malzemelerden kostüm ve malzeme (prop) yaratmak olacak. Bu aralar çitin içinde restorancılık, leğende balıkçılık ve Kımılnaz ile doktorculuk gibi taklit oyunlarına yönelmeye başladı.

Konu ile ilgili enteresan bir haber eklemek istedim. Yarasalar uyanınca baraj su tutacak

Diğer annelerin BEO etkinliklerini Montessori Eğitimi Blogunda bulabilirsiniz.

Bookmark and Share

Salı, Kasım 11, 2008

Siz hiç böyle diş buğdayı görmediniz



Yukarıda şekil 3a da gözüken Sahrap Soysal'ın Anne Ben Acıktım kitabındaki tarife uyarak hazırladığım diş buğdayı. Görüntüsü olması gereken ile tamamiyle alakasız. Ertesi güne hazır etmek için akşam tahılları düdüklüde pişirirken Kımılnaz'ı emzirmeye gittim. Emzirirken Kımılnaz kucağımda sızmış kalmışım. Allahtan düdüklünün altı varla yok arası açıktı. Uyandığımda (hala akşam tabi ama bir saat geçmişti) altını kapadım, şekerini koydum ama hemen çıkarıp süzmedim. Tabi o esnada buğday suyu koyulttu.

Ben diş buğdayına baktım o bana baktı. Bir kaşık aldım. Aynı aşure gibi olmuştu. Üzüntüm sevince dönüştü. Herkes çok beğendi. Fotoğrafta gördüğünüz de son kase. :)

Kımılnaz 10. ayı 1 hafta geçe ilk dişini çıkardı. Emerken beni ısırana kadar ferketmedik.

Kıpırcan da 11. aya bir hafta kala ilk üç dişini birden çıkarmıştı. Yavrumun ağrısı acısı derken diş buğdayını düşünecek halımız olmadı. İlk üç diş çıkıp bir oh çektirttikten sonra ikinci üçlü baş göstermişti. Kendi incileri çıktı çoktan ama Kımılnaz'ın diş buğdayından nasiplenmiş oldu.

Sahrap Soysal'ın Diş Buğdayı Tarifi

1 bardak buğday
1/2 bardak nohut
1/2 bardak fasulye

Bir gece önceden ılık suda ıslatıp, ertesi gün 10 bardak su ekleyerek haşlıyorsunuz. Ocaktan almadan 10 dakika evvel 2 bardak toz şeker katıyorsunuz. Karıştırıp 10 dakika sonra ocaktan alıyorsunuz. Üzerine badem, ceviz ve leblebi ile servis yapıyorsunuz.

Geri kalan dişlerimizin acısız, ağrısız ve sıkıntısız çıkar inşallah.

Bookmark and Share

Pazartesi, Kasım 10, 2008

Haftanın Menüsü - 10 Kasım

Geçen hafta çok yogun geçti. Cumartesi Kıpırcan ardından pazartesi Kımılnaz ateşlendi. Burunlar musluk gibiydi. Nezle ile savaş yazımdaki savaşı bu sene iki cephede vermeye devam ettik. Bu sene burun damlaları, ateş düşürücüler ve Nosefrida'lar çifter çifter, üstünde sahiplerinin ismi yazılı. İlaçları ayırsak da tüm çabalara rağmen çocukları birbirlerinden ayırmak mümkün değil. İki kedi gibi illa birbirlerine sokulup sürünecekler.

Benim ve de çocukların diyetine C vitamini yükledik. Bolca çay, ballı süt, tavuk suyuna çorba ile çok şükür ateşler düştü. Şimdi sadece burun tıkanıklığı ile idare ediyoruz.

Haftanın Menüsü - 10 Kasım

Yetişkinler için


Pazartesi: Mercimek Çorbası - Enginar Dolması (içi buzluktan)
Salı: Karnıyarık
Çarşamba: Mısırlı Sebze Çorbası - Sebze Türlüsü (patlıcan, patates, fasülye)- Pilav
Perşembe: Kalanlar
Cuma: Sihirli Galyalı Çorbası (Sahrap Soysal'ın Anne Ben Acıktım kitabından) - Etli Fasülye - Pilav
Cumartesi: Balık - Makarna - Salata
Pazar: Püre Sebze Çorbası (Zümrüt Özkan Anjuere'nin Yiyorum Büyüyorum kitabından) - Ispanak Yemeği

Kımılnaz için

Pazartesi: Karışık Sebze Püresi - Mercimek Çorbası
Salı: Etli Karışık Sebze Püresi- Kök sebzeleri üçlüsü (Patates, havuç, behmen . parsnip - Annabel Karmel'in First Meals) (buzluktan)
Çarşamba: Etli Karışık Sebze Püresi - Mısırlı Sebze Çorbası - (Sahrap Soysal'ın Anne Ben Acıktım kitabından)
Perşembe: Tavuklu Karışık Sebze Püresi - Tavuklu mangolu pirinç çorbası (hazır kavanoz mamalardan ilham)
Cuma: Etli Karışık Sebze Püresi - Sihirli Galyalı Çorbası (Sahrap Soysal'ın Anne Ben Acıktım kitabından)
Cumartesi: Etli Karışık Sebze Püresi - Şehriye çorbası
Pazar: Tavuklu Karışık Sebze Püresi - Püre Sebze Çorbası (Zümrüt Özkan Anjuere'nin Yiyorum Büyüyorum kitabından)

Haftanın diğer menülerini Haftanın Menüsü'nde bulabilirsiniz.

Herkese iyi haftalar.

Bookmark and Share

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Haftanın Menüsü - 3 Kasım

Geçen hafta tekrar menülerle idare ettim. Yemek bloglarına bakıyordum. Geçen menümde bahsettiğim Erişteli Yeşil Mercimek Çorbası'nın adı Tutmaç Çorbası imiş. Ben bunu yoğurtsuz yapıyorum. Annem sağolsun mercimekleri, fasulyeleri, nohutları haşlamış dondurmuş. O yüzden buzluktan aldığım haşlanmış mercimeklerle iki dakikada pişti çorba.

Kestaneli Kırmızı Lahana tarifi ise bir harikaydı. Denemenizi tavsiye ederim.

Haftanın Menüsü - 3 Kasım

Yetişkinler için


Pazartesi: Fırında Yufkalı Tavuk (İlk tarif, yanında sarımsaklı yoğurt ile servis) - Kuskus - Barbunya
Salı: Bulgurlu Sebze Çorbası (buzluktan) - Kapuska Yemeği
Çarşamba: Sebze Güveci - Bulgur Pilavı - Kıymalı Börek
Perşembe: Kalanlar
Cuma: Sihirli Galyalı Çorbası (Sahrap Soysal'ın Anne Ben Acıktım kitabından) - Etli Fasülye - Pilav
Cumartesi: Köfte - Fırında Patates - Salata
Pazar: Milföyle Talaş Kebabı - Yoğurtlu Havuç Kızartma

Kımılnaz için

Pazartesi: Karışık Sebze Püresi - Tavuklu kuskus çorbası
Salı: Etli Karışık Sebze Püresi- Kök sebzeleri üçlüsü (Patates, havuç, behmen . parsnip - Annabel Karmel'in First Meals)
Çarşamba: Sebzeli Ciğerli Püre (Sahrap Soysal'ın Anne Ben Acıktım kitabından) - Un Herlesi (Sahrap Soysal'ın Anne Ben Acıktım kitabından)
Perşembe: Tavuklu Karışık Sebze Püresi - Mısırlı sarı biber çorbası
Cuma: Etli Karışık Sebze Püresi - Sihirli Galyalı Çorbası (Sahrap Soysal'ın Anne Ben Acıktım kitabından)
Cumartesi: Etli Karışık Sebze Püresi - Tarhana Çorbası
Pazar: Tavuklu Karışık Sebze Püresi - Turuncu çorba (kırmızı mercimek, havuç ve kırmızı biber - Annabel Karmel'in First Meals)

Haftanın diğer menülerini Haftanın Menüsü'nde bulabilirsiniz.

Herkese iyi haftalar.

Bookmark and Share

Cumartesi, Kasım 01, 2008

Ev yapımı ve el emeği kostümler


Şu an şeker koması yatağımdan yazıyorum bu yazıyı. Amerika'da yaşayan tüm annelerin blogları kostüm giymiş velet dolu. Biz de eksik kalmadık.

Resimdeki Spongebob Squarepants kostümünü ben yaptım.

Kıpırcan kostüm olayına pek sıcak değil açıkcası. 5 aylıkken iradesi dışında giydirdiğimiz kostüm hariç benim yapmış olduğum şu kostümü ve anneannesinin geçen sene aldığı korsan ksotümünü giyip de dışarı şeker toplamaya çıkmamak için her türlü huysuzluğu yapıyor. Bu sene - artık yetişkin insanlar gibi iletişim kurduğumuzu düşünerek - ne kostüm istediğini sordum. Eve gelen kostüm katalog resimlerine bakıp duruyordu. Birkaç alternatif söyledim. Spongebob dışında hepsine hayır dedi. Ben de Spongebob ı evde yaptım. Biliyorum, para verip alınca giymeyecek. Bakmayin fotoğraf için rica minnet giydi. Sonra çıkarıp üstünde Spongebob'lu t-shirt ü ile şeker toplamaya çıktılar. Biz de kızımla evde gelen çocuklara şeker dağıtmaya nöbete kaldık.

Malzemeler
1 bez kutusu
Karton bıçağı
2 büyük sarı elişi kartonu
1 kahverengi elişi kağıdı
1 kırmızı elişi kağıdı
2 beyaz A4 kağıt
1 Uhu
Bilimum kalın ispirto ve yumuşak pastel boya

Yapılışı
Kutunun alt kısmını tamamen kesin. Üstüne kafa, yanlara kol deliği açın. Kutuyu kağıtlarla kapladıktan sonra A4 kağıda bastırdığınız büyük boy Spongebob yüzünü bastırarak kartona iz bırakın. O izlerin üzerinden ispirtolu kalemle geçin. İçlerini uygun renklere boyayın. Gözler ve dişler için beyaz kağıdı kesip yapıştırın. Pantolon ve kravat ı da elişi kağıtların kesip yapıştırın. Kutu çocuklara ağır gelebilir. Omuzlara vatka veya iki üç kat havlu koyabilirsiniz.

Kedi kızımızın kostümü Pratik Nine'nin elinden çıkma. Aslında bu kostüm Kıpırcan'ın ilk kostümü. Daha evvel blog'a koymamışım. Hazır patrondan yapmıştık. Bugün hava muhteşemdi ama kalın kumaşı ile tam kışlık kostüm. Gövde, patikler ve başlık olmak üzere üç parça. Kımılnaz pek şapka tutmaz kafasında ama bu yine iyi durdu. Resimde de kuyruğu ile oynuyor.