Perşembe, Temmuz 31, 2008
Bebeklerde uyku - 2. Fasikül - 2. Bölüm
Kıpırcan maaşallah jetlag falan olmadan güzel güzel kendi uyuyor. Öğle uykularını alıyor. Gece de rüya görmezse hiç kalkmıyor. Maaşallah. Sadece 6:30 gibi erken bir vakitte kalkıyor. O da kadı kızında da bulunur.
AMMAAAAA.... Hala bezimizi atamadık.
Kımılnaz ise hem Türkiye'ye gittiğimizde hem de buraya dönüşte jetlag den etkilendi. Oradan oraya koştururken ne öğle uykusu kaldı ne gece uykusu vakti. Kısa bir tatile gittik. Aynı odada Kıpırcan'ı uyandırmasın diye Kımılnaz gık deyince meme verdim. Şu an uyku durumu düzenli bir düzensizlik izliyor. Yavaştan saatlerini tekrar oturtmaya çalışıyorum ama zaten eskiden de gündüz uykuları Kıpırcan kadar dakik değildi. Akşam güzel yatıyor ama gece çok defa kalkıyor. Bazen daha evvel yazdığım gibi sadece pışpışlayıp bazen de su verip uyutmaya çalışıyorum ama nafile, meme alana kadar dalmıyor. Dün gece yorgunluktan sütümün azaldığına kanaat getirip ilk kez takviye biberon maması verdim. Gece bir kere kalktı. Fasit daire gibi, o gece kalkınca ben yorgun oluyorum. Ben uyumazsam sütüm azalıyor, o karnı doymadığı için yine uyanıyor. İyisi mi dedim takviye vereyim, o sağ ben selamet. Hiç alışık değilim ben geceleri bu kadar kalkmaya. Kıpırcan'da böyle şeyler görmeyince şimdi kafam kaldırmıyor. İnsanlar nasıl 1.5-2 yaşına kadar sabrediyorlar hayret ettim.
AMMAAAAA.... Hatun kişi kakasını ve bazen çişini tuvalete yapıyor. Maaşallah.
Ondan bu yazının 3. bölümünü ben daha evvel yazdıklarımı uygulayıp da uykumuzu yoluna sokmadan tamamlayamacağım. Kendim bu haldeyken kime ne hakla akıl yazarım diye utanıyorum.
İnsanın evinin düzeni gibi yok. En kısa zamanda yazıyı tamamlayabilmek dileği ile.
Güncelleme: Ben hiç yazmamayım en iyisi. Bugün (1 agustos) sabaha karşı sanırım kızcağızım yediği birşeyden mideyi bozduğu için bütün gece ayaktaydık. Kucağımda uyudu uyandı, gurkladı, pırtlamaya çalışt, bacakları kasıldı, yatmadı hiç dik durdu hep göğsümde. Daha yeni uyudu 6:00 itibari ile. Ve şimdi (6:30) Kıpırcan "anne" diye bağırıyor iyi mi? Sabah vardiyası başladı. Durmak yok :)
Çarşamba, Temmuz 30, 2008
THY'de ön sıralara kurulan erkek kılığındaki öküzler
Okuyuculardan kaba dilim için özür dilerim ama bu adamlardan dilemem. Çok daha fazlasını hakediyorlar.Biliyorsunuz her uçakta ön sıralar bebekli anne ve babalara ayrılmıştır. Öncelik - sözüm ona - onlara aittir. Çünkü buralara puset takılabilir, anneler bebeklerini burada uyutabilirler, oynatabilirler. Buna rağmen ben aylar önceden yerimi ayırırım ama şimdiye kadar yerimin değiştirildiği de olmuştur. Hatta bu sefer de kontrol etmesem yine keleğe gelmemem işten bile değildi. THY bu konuda biraz umarsız.
Hadi THY'nin yediği bir nane. Ya o sıralara rezervasyon yaptırıp da tapusunu aldığını zanneden öküzlere ne demeli? Hem gidiş hem de dönüş uçuşumda malesef elle seçilmiş öküzler buraya özenle yerleştirilmişlerdi. İlkinde biz iki aile orta dörtlüdeydik. Hatta yer kalsın diye eşim ve Kıpırcan arkdaydı da biz Kımılnaz'la öndeydik. Sağ cam kenarında kim oturuyorduysa ve sanırım bir bayan bir erkektiler yerlerini bebekleri olan başka bir çifte bıraktılar. Sol cam kenarında 4 aylık bebeği ve10 yaşındaki oğluyla bir anne vardı. Halbuki cam kenarında bir adam oturuyormuş. Bayanın 10 yaşındaki büyük oğlunu arkada 20 numaraya koymuşlar. (Biz 7 numaradayız) Anne adamdan çok nazik bir dille oğlunun arkada, yine cam kenarındaki yerine geçmesi icin ricada bulundu. Adam gayet pişkin ve öküz bir şekilde "Ben rezervasyonumu çok önceden yaptırdım. Siz de yaptırsaydınız" dedi. Kadıncağız hala nazik nazik "Beyefendi bebeğimi emziriceğim, ağlar eder. Hem 10 yasindaki oğluma nasıl göz kulak olayım, lütfen." dedi. Adam "Benim bacaklarım burada daha rahat ediyor" dedi ve çikti işin içinden. Ve ne hostes, ne kabin amiri ne de konuyla ilgilenip ilgilenmediğini bilmediğim pilot hiç birşey yapamadılar. Yani THY nin basbas bağırdığı "bebekli annelere öncelik" falan safsata. Sonunda kadıncağız sanırım kendi başına veya belki de başka bir hostesin yardımı ile arkalarda exit row da oturan insaflı bir "bayanı"- bakın insafa gelen yine bir bayan - oğlunun yerine geçmeye razı edip, adamı "malesef ve malesef" daha geniş olan exit row'a o bayanın yerine oturtunca oğlan annesine kavustu. Oranın bile inanmadı daha geniş olduğuna, rica minnet geçti adam. Halbuki insan görünümündeki bu kalası, pilotun tutup en arkada, yatmayan koltuklara koyması lazımdı.
Bizden uzak olduğu için tam detayını bilmiyorum ama aynı şekilde dönüş uçağımızda da bizim sıranın sol cam kenarındaki insna müsvetteleri hostesin gelip "bebekli anne, tek başına" demesine rağmen yerlerinden feragat etmediler.
Çok sinirlendim bu insanlara çok. İnsanlıkla uzaktan yakından alakası olmayan erkek bozuntuları... Hiçbirinin karısı, çocuğu, annesi, anneannesi, kızkardeşi, halası, teyzesi yok herhalde.
Ayrıca THY çalışanlarına bu konuda gerekli tavrı koymadığı için de mağdur olan anneler adın teesüf ederim. Benim de bir kere yerim değiştirilip tek başıma üç aylık emzikli bebeyle orta dörtlünün en ortasına bekar bir erkeğin yanına konduğum ve başka bir sefer anneannemle soyadımız farklı diye yerlerimizin isteğimiz dışında değiştirilip yine önde tek başıma kalakaldığım günler oldu. Sonra ağzım yanınca böyle carcar oldum.
Not: Yukarıdaki karikatür kimin bilmiyorum. Bulduğum yerde de yazmıyordu. Bilen varsa yorum veya mesaj atsın eklerim.
Pazartesi, Temmuz 28, 2008
Happy Hour
Şu an bizim evde Happy Hour. Hem Kıpırcan'ın hem Kımılnaz'ın uyuyup, evde fırtına öncesi sessizliğin hakim sürdüğü iki saat. Ben de fırsat bu fırsat bloguma el atıyorum.İki veletle (hem de biri 3 yaşında biri 8 aylık) tek başına okyanus ötesi 15 saatlik yolculuğu kazasız belasız atlatan ebeveynlere nişan mı veriyorlar, madalya mı plaket mi neyse ben de ondan istiyorum. Dualarınızla ve dualarımızla - sağolun - tahminimden daha rahat bir yolculuk sonunda evimize vardık. Ne kadar hazırlık yaparsam yapayım önce Allah sonra THY sonra da çocuklar merhamet ederse ve de şansım yaver giderse iyi bir yolculuk geçireceğime kanaat getirdim. Ama yine de neler yaptım yazacağım. Geçen seneki yolcuğumuzun hazırlıkları ve detayları için buraya tıklayın. Ayrıca diğer blogger annelerin tavsiyeleri için burayı tıklayın.
Çanta hazırlığı:
A. Kımılnaz için
1. 5 adet bez.
2. 2 kat yedek çamaşır (yaz olduğundan az yer tuttu tabi)
3. Bir ince penye hırka
4. Bir biberon/suluk
5. Bir kalın kitap
6. Bir naylon poşet dolusu dişlenebilir ve salladığında ses çıkarabilir oyuncak.
7. Kavanoz mama
8. Emzirme örtüsü
9. Kangurusu
B. Kıpırcan için
1. Taşınabilir DVD Oynatıcısı
2. Arabalar ve Elmo DVD leri
3. 5 adet bez (Ah ah hala bezli oğlum)
4. Bir kat yedek çamaşır, sweatshirt
5. Atıştırmalık bisküvi, kraker vs.
6. Acil durumlar için lolipop
7. Bolca minik araba, kamyon (yeni hiç görmediği)
8. Bir takım başka ufak oyunlar, kitaplari boya kalemleri, aquadoodle, oyunhamuru.
Ortak mallar:
1. Islak mendil
2. Battaniye, ufak bir yastık
Uçağa binip defalarca önceden ayırttığım ve de defalarca arayıp kontrol ettiğim önceki pusetli yerlerimize yerleştik. Cam kenarında olmamız Kıpırcan için süper oldu. Ben kızı tutarken o dışarısını seyretti. Sonra THY'nin yeni her koltuk önunde ekranlı model uçağına denk geldiğimiz iiçin hemen Kıpırcan 'a çizgi film açtım. Tek seçenek çocuklar için hiç uygun olmadığına anne olduktan sonra kanaat getirdiğim Tom ve Jerry idi ama zor zamanlarda çok da armudun sapı üzümün çöpü diyemiyor insan.
Kızın duvara takılan puseti de gelince iyice rahatladık. Hanımefendi tepede çok memnundu halinde. İki kollu ahtapottur kendisi, uzanıp uzanıp birşeyler yakalamaya çalıştı. Sonra yemek geldi. THY de uçağa binene kadar adama kan kustururlar (sistemler, rezervasyon, fiyatlar vs) ama binince de en rahat en konforlu uçuş THY dedir. İstisnasız her uçuşumda bize iyi hostesler denk düşmüştür. Kıpırcan'a özel çocuk menüsü getirmişler sağolsunlar. Kımılnaz!a da kavanoz maması verdiler. Karnımizi doyurduktan sonra öndeki geniş yere Kıpırcan'a yer yatağı yaptım. Garibim yorgundu herhalde. Hostes çocuğu öyle yatıramayacağımı, türbülans halinde çok tehlikeli olacağını söyleyince haklı olarak koltuğa alıp kemerini bağladık geri.
Seyahatin son iki üç günü veda ziyaretleri dolu olunca her iki veletin de uyku düzeni İngiltere saatine kaymıştı. Bir faydası her ikisinin de uçakta yorgunluktan kolayca baygın düşüp uykuması oldu. O sırada foto makinam tepede olduğu için görüntü alamadım ama her ikisine de güzel uyuma ortamı yarattım. Kızın pusetinin üstüne siyah kumaş getirmiştim. Ekrana tutturulabilecek şekilde lastik çengelleyip ekranın üstünden pusete sarkıttım. Böylece ona ışık gelmesi engellenmiş oldu. Kıpırcan'ın koltuğunun üzerine de THY nin kendi battaniyelerinden örtüp onu da Kımılnaz'ın pusetine uzatıp tente yaptım. O da karanlıkta kaldı. Sadece arkasındaki bayan uyuyamayınca bir ışığını, bir pencere kapağını açtı durdu. Ondan yastıklardan birini de cama tıktım ki arkadan parlak ışık gelmesin. Böylece Kıpırcan 4, Kımılnaz 3 saat falan uyudu. Tabi arada Kımılnaz'a meme verdim uyanmadan devam etsin uykuya diye.
Uyandıklarında bir daha uyumayacakları aşikardı. Ondan sonra elimde ne kadar oyuncak animasyon aleti varsa tek tek çıkardım. Allahtan Kıpırcan çok ama çok sakin ve uslu davrandı. Ne kalkıp dolaşmak istedi ne de tepinmeye çalıştı. Bir DVD bir ekran hipnoz vaziyette geldi yavrum.
Kımılnaz'a birkaç kez tur attırdım. Ama sakinleşmek bir yana dursun o kadar insan ve ekranı görünce aşırı heyecanlandı. Yine ahtapot misali kucağımdan atlarcasına sağa sola uzanmaya kalktı. Yerimize oturup oyuncakları çıkarmaya devam ettik.
Çıkışta çok yardım teklif eden oldu sağolsunlar. Kızı kangurusuna taktım. Kapıdan arabamızı aldık. Oğlan da ona bindi. Bavulla için de taşıyıcı tuttuk. Yanımızda götürdüğümğz araba koltuğu uçaktan en son çıkan parça oldu. O sırada acıkan Kımılnaz'a ayakta kangurudan meme verdim. Üstüne örttüm örtüsünü. T-shirtü sıyırdım. Ben araba koltuğu ararken o karnını doyurdu.
Sonunda babamıza ve evimize kavuştuk. Dönüşte jetlag'i çok çabuk atlattık diyebilirim. İlk gün 4 de kalktık. İki gündür normal saatlerdeyiz. Yalnız uzun seyahat sonrası malum ev kalkmış gitmiş, bizim peşinden koşmaya mecalimiz yok. İnsafa gelir lendi döner diyemi bekliyorum nedir. Pazartesi 6 parti çamaşır yıkandı, kurutuldu, katlandı. Bir kısmı dolana kalktı, bir kısmı bekliyor.
Eşim sağolsun yemek hazırlamış biz gelmeden. Ama üç gün oldu bile yeniden yemek. Tıngır mıngır, arada oyun, arada ev işi, arada uyku idare ediyoruz. Bedava çocuk işçim yardıma hazır sağolsun. Benimle çarşaf katlamama yardım ediyor, sofrayı kuruyor, yemek yaparken yardım ediyor.
Evde tek başıma ennelik şimdilik fena gitmiyor. Ben az vaktim daha varken biraz sızayım.
Cuma, Temmuz 25, 2008
Dönüş Vakti

Yolcu abbas, bağlasan durmaz misali biz yine uçmaya hazırlanıyoruz. Bavul toplamakla bitmiyor. Toplansa da kapanmıyor. Bir ay nasıl uçtu gitti anlamak mümkün değil.
Uçuşumuz pazar günü sabahtan. O zamana kadar internet durumum kısıtlı olur.
Kıpırcan ve Kımılnaz ile tek başıma okyanus ötesi ilk uçuşumu gerçekleştireceğim. Dile kolay, uçuş 11-12 saat, havaalanında beklemesi vs ekleyince toplam 15-16 saat. Allah yardımcım olsun. Dualarınızı eksik etmeyin güzel anneler. Sağ salim babamıza ve evimize kavuşalım. Sonra da iki çocukla yanlız uzun uçuş nasıl oluyor, bir yazı yazayım. :)
Sevgiler, selamlar
Çarşamba, Temmuz 23, 2008
Ek işler ve bir proje
**Hala elimde birkaç güzel ürün var. İsteyen olursa geri dönmeden hemen gönderebilirim. **

Eve geri dönmeden Türkiye'de yapmak istediğim birşey var. Şöyle iri kıyım iki üç delikanlı abiyi alıp İstanbul ve Bursa sokaklarında, bebeğimi, onun ve benim iznim olmadan elleyen, öpen, mıncıklayan, metroda bilmem nerde etrafa tutunduktan sonra çocuğumun yüzüne ağzına burnuna ellerini süren, teklifsiz izinsiz şap diye gelip öpen kim varsa hepsini ziyaret edip aynısını o abilerin kendilerine yapmasını istiyorum. Tanımadığım ve tanışmadığım bu insanların tanımadıkları biri tarafından sokakta giderken aniden ellenip, okşanıp, mıncırılıp, "şaaap" diye uçuklu mu, hepatitli mi, bilmem daha ne virüslü mü olup olmadığı belli olmayan ağızlar tarafından öpülmeleri nasılmış bizzat hissetmeleri, kendilerine aşağıda yazacağım mesajı okuyup da unutmalarından daha yeğ olacaktır zannediyorum.
LÜTFEN İZİNSİZ VE TEKLİFSİZ BAŞKASININ ÇOCUKLARINI VE DE ÖZELLİKLE BEBEKLERİNİ ELLEMEYİN, ÖPMEYİN, HELE DE AĞZINA BURNUNA HİÇ DOKUNMAYIN.
Öyle ani oluyor ki "durun, ellemeyin" demeye fırsat olmuyor. Olursa, zaten diyorum ama misal, İstiklal'de kangurusunda kızımla sakin sakin yüyürken kadın geldi yandan kızın kolunu kapıp öptü şaap diye ve aksi istikamete yürüdü gitti. Ne diyeyim ben şimdi? Çantadan ıslak bez çıkarırken arkasından birşey demediğimi düşündü ama ben ona diyeceğimi dedim, sadece kendisi duymadı. Demekle de olacak değil. O yüzden bu yukarıdaki projeyi düşündüm zaten.
Siz sevgi dolu olabilirsiniz, normalde temiz bir insan olabilirsiniz. Ama sokakta karşılaşıyorsak, elleriniz Allah bilir nelere ve nerelere (para, araba kapısı kolu, metroda tutacak demir, umumi tuvalet kapısı vs) değdi. Bebeklik bağışıklık sisteminin en zayıf olduğu dönemdir. Lütfen biraz daha saygı, biraz daha anlayış gösterin.
Pazartesi, Temmuz 21, 2008
Güneşli günler
1. Kaliteli bir güneş kremi
2. İçecek su
Güneş kreminin içeriğine dikkat etmenin yanı sıra göz yakmayan formülü kullanmak gerektiğini geçen sene acı bir deneyimle öğrendim. Özellikle denize veya havuza gireceğiniz veya güneş altında kalıp terleyeceğiniz zaman en azından yüze ve ellere göz yakmayan krem sürmenizi tavsiye ederim. Geçen sene bir göle girelim dedik. Sıcaktan terle akan krem Kıpırcan'ın gözüne aktı. O can havliyle ağlarken ben onu kaptım plaj duşlarına girdim. Duştan akan soğuk suyla temizlemeye çalışınca sıcaktan yanmış çocuğum duştan donarak iyice zıvanadan çıktı. O esnada ben temizlemeye çalışırken o da kremli elleriyle gözlerini ovalayıp ellerindeki kremi gözlerine bulaştırdı ve olay hepten sarpa sardırdı. Hayatımın en kabus yarım saatiydi diyebilirim.
Yüksek faktörlü, UVA ve UVB koruyuculu kreminizi kısa mesafede arabaya binerken bile kollara enselere ve yüze sürmek gerekiyor. kendiniz nasıl SPF korumalı nemlendirici kullanıyorsanız -cildinizin çabuk yaşlanmaması için kullandığınızı umuyorum - çocuğunuzu da günlük güneşten koruyun. Sprey kremler çok kullanışlı fakat sırta sürerken soğuk olduğundan çocuğu ürpertebiliyor ve rahatsız edebiliyor. Çok acil durumlarda gayet güzel işe yarıyorlar. Kremler konusunda içerik ve seçim için "best sunscreen" kelimelerini google yapabilirsiniz.
Güneş kremi işinde en zor bölüm çocuğa kremi sürmek. Güneş kremi sürmeyi kolaylaştırmak için bazı tavsiyeler:
1. Evden çıkmadan ve giyinmeden sürülmeli. Çocuğunuz karşı koyuyorsa sonra sürerim diye sonraya bırakmayın. Cebelleşmeyi ve güreşmeyi evde yapıp bitirmek en kolayı oluyor.
2. Enseden başlayın. Sırt, kollar, bacaklar, göbek ile devam edip yüz ile bitirin. El üstlerini ve kulak uçlarını ihmal etmeyin.
3. Kaçıyorsa gövdeyi kremlerken bacaklarınızın arasına sıkıştırın. Elçabukluğu maharet, bunu unutmayın.
4. Kremlemeyi oyun haline getirmeye çalışın.
Bizden iki fikir:
Ben kremleme robotu/makinası oluyorum. Ayarım kaçıyor ve çok hızlı kremlemeye başlıyorum. O arada cidden çok hızlı krem sürüyorum sağa sola. Sonra birden kolar gıyyyç diye bozuluyor. Kıpırcan tamir ediyor biizzzt click. Hah düzeldim, kremlemeye devam. Bütün bu oyun devam ederken tamirci takılmış plak gibi "krem sürmiicess, yüzümüze sürmicesss" diye tekrar ediyor. Dikkate almayın :)
Kremi harf şeklinde sürüyor gibi yapıp, bak bu ne harf. Bak C çizdim. Silelim onu şimdi Z çizdim. Silelim onu şimdi ne çiziym ve böyle devam eder. Bütün bu oyun devam ederken diğer oyuncu takılmış plak gibi "krem sürmiicess, yüzümüze sürmicesss" diye tekrar edebilir. Dikkate almayın :)
5. Kremi illa cilde yedirmeye çalışmayın. Zaten bol keseden sürmek en iyisi. Yüz hariç vücutta beyazlıklar kalsa da olur. Önemli olan krem sürülmemiş boş alan kalmaması.
Bizde iki üç kural ne olursa olsun kesinlikle tolerans gösterilmeden uygulanır.
1. Arabada çocuk koltuğunda emniyet kemerleri bağlanmadan gidilmez.
2. Güneş kremi sürülecekse kaçılmaz.
Kıpırcan bağırsa da, apursa da köpürse de bunlar uygulanır. E zamanla artık Kıpırcanlar bunları kabullenir. Kımılnaz hiç sesini çıkartmıyor garibim. Arada huylanırsa sırtı yay gibi geriliyor o kadar.
Su içmenin önemini bilmeyen yok. Vücudun susuz kalması dil damak kuruması ve baygınlığa varabilecek ters yan etkiler dışında kabızlık ve hatta huysuzluk yaratabilir.
Ben susuzluğun huysuzluk yaratabileceğini bizim eski bakıcımız Ana'dan öğrendim. Açlık ve uykusuzluk gibi çocuk susuz kalır ve su istediğini bilemezse aynen aç veya uykusuz çocuğun huysuz, asabi, ve inat olduğu gibi ters olabilirmiş. O yüzden Ana gün içinde devamlı Kıpırcan'a su teklif etmemizi tembihlemişti. Sizin de çocuğunuz yolda veya evde sıcak başınıza vurmuşken zıvadan çıkmışsa eline bir şişe su tutuşturun. İşe yarayabilir. Arada bir Kıpırcan'ın kendisi de istiyor. Çoğunlukla evde bir yerde (hatta mümkünse birkaç yerde) dolu bir bardak su bırakıp, bardağın orada olduğunu, susarsa gidip almasını söylüyoruz. Her yere uzanıyor zaten kendisi. Evden su almadan çıkarsak hemen anlıyor ve su istemeye başlıyor. Neyse ki sokakta en kolay bulunabilecek şey şişe su.
Bebeklerde 6 aya kadar su vermeye gerek yok. Yazın bile. Çünkü anne sütünde gereken bütün su, gıda, vitamin ve mineraller - annenin doğru beslendiğini vasayarsak - mevcut. Hatta su vermenin zararları olabileceği, suyun daha gelişmemiş olan sindirim sisteminin florasını bozacağı söyleniyor (kaynak burada). 6. aydan sonra katı gıdalara geçişle beraber her öğünden sonra bir çay kaşığı ile başlayıp, bir tatlı kaşığı bir çorba kaşığı şeklinde artırarak artık yemeklerin yanında alıştırma bardağı ile beraber su sunabilirsiniz. Su miktarını süt alımını azaltmayacak şekilde ayarlayın. Ben Kıpırcan'da da, Kımılnaz'da da katılara geçişle beraber suya başladığımız ilk aylarda kaynatılmış soğutuşmuş su vermeyi tercih ettim. Bu da annem ve kayınvalidemin tavsiyesi idi.
Pazar, Temmuz 20, 2008
Valla helal!
1. Trafik (canavarları): Tabi trafik arabalardan oluşuyor ama canavarlar yolun altyapısını yapmadan araba satanlar ile canavarca kural ve kaidelere uymadan araba kullanan şöförlerin ve de kural ve kaideleri uygulamayan trafik ekiplerinin oluşturduğu topluluk oluyor.
2. Sigara içenler: içirenler, tütenler vs.
Bu sene yaz ortasında geldiğimizden midir nedir, İstanbul nispeten sakindi. Okullar tatil, millet şehir dışına kaçmış. Gün ortası saat 11 de köprü yolunda Üsküdar çıkışına varmadan tıkılıp kaldığımız senelere nazaran hem her iki tarafta hem de karşıdan karşıya geçişlerde boğazı bile adamakıllı seyredemeden fırt karşıdayız. Bu durumda şöförler daha az canavar, tansiyonlar daha düşük. Belediye yine her sene olduğu gibi bizi eğlendirmeye devam edip iki sene evvel bir istikamete giden ve geçen sene aksi istikamete değiştirilmiş olan tek yönlü yolları bu sene yine ilk seneki yöne çevirmişler. Olsun dön baba dönelim, İstanbul'umuzu cadde cadde gezdik gördük. Ama şikayet yok. En azından arabada iken.Yani demek ki, bu kadar plansız şehirleşme olmasa. Yollar geniş, kaldırımlar müsait ve park yerleri gani olsa. Biraz da saygı ve eğitim artsa (veya en azından azalmasa). Herkes canavar kostümünü çıkarıp sakin sakin gidecek yoluna.
İkincisi, sigara yasağı ve bu yasağa uyan Türk halkı. İnanın herşeye inanırdım ama bunun olacağını hayatta tahmin etmezdim. Her sene ofuldaya pofuldaya dışarı çıkardım. Gece falan değil. Bildiğiniz sokağa, cafeye, restorana. Bara diskoya gitmeyi zaten kesmiştim çünkü 30 dakikadan sonra oksijen yetersizliğinden beynime kan gitmiyor, arkadaşlarım "bizimleyken eğlenmiyorsun" diye sitem ediyorlardı. Bizden geçmiş o da ayrı mesele, orasını fazla kurcalamayalım.Uzun lafın kısası yasak harika olmuş ve de inanılmaz bir şekilde çoğunluk yasaya çok saygılı bir şekilde riayet ediyor. Sonuç temiz hava, çocuklarla rahat rahat açık hava aktiviteleri; "şimdi ona buna laf edicem, gerginlik olur" stresi, sigara içilmeyen bölüm nerede diye sorduğumda uzaylı muamelesi yok. Üç haftadır sadece bir kere bir restoranda yasağa uymayan bir müşteri ve ona göz yuman müessese çalışanlarına rastladım. O kadar kusur kadı kızında da bulunur. Ohh be! Dünya varmış!
Bıraksa herkes toptan şu zıkkımı. Çoluk çocuğa örnek olsa. Yasakla falan da uğraşmak zorunda kalmasak. Ormanlarımız, ciğerlerimiz (hala) yolda araba camından atılan bir izmarit uğruna heba olmasa. Plajlarda emekleyen çocuklar kuma atılan izmaritleri yemesin diye dört dönmek zorunda kalmasak. Grip gibi ortalıkta kol gezen kansere ayıp işaretler yapsak. Mis gibi olur.
Cuma, Temmuz 18, 2008
Rüyamda Tiyatrodayım
Bu organizatörlerin hiçbirinin çocuğu yok herhalde. Gece 9'da bizimkilerin poposunda pireler uçuşuyor. 9'da denilen şey çocukları getirdin, oturttun, susturdun derken 9:15 te başlar zaten. Gelmesi gitmesini ekle, yatma saati en erken 11. O çocuk uykulu uykulu ne anlar? Ayrıca uykusu gelen zıvanadan çıkacabilir (ufak yaşlar için tabi) vs. Bir tek biz miyiz yavruları erken yatıran (veya yatırmaya çalışan)?
Organizatör arkadaşlara bir önerim var. Biz gelemesek de yavrularının uykusu ve anne babaların selameti için oyun başlama saatlerini en azından 7 ye çekin lütfen.
Karbon Kopya: Kadıköy Belediyesi
Salı, Temmuz 15, 2008
Kalifiye ve üreten anneler için geçici veya yarı zamanlı iş imkanları ve fikirleri
Ben aslında evden çalışıyordum fakat evdeki ofise kapanıp sanki ofisteymiş gibi bütün gün çalışmam gerekiyordu. Bu durum Kıpırcan'da "anne evde ama benimle neden ilgilenmiyor" duygusu uyandırmış olacak ki, çok gönül koymuş, bazen parktan dönerken "anne patronla konuşmayacaaak" diye sızlanmaya başlamıştı. Bu yüzden birşey yapacaksam bunu iş veya aktiviteleri ancak çocuklar öğle uykusu uyurken veya gece yattıktan sonra yapmam gerektiğini düşünüyorum. Çocuklar için evde kalıyorsam öncelik çocuklara.
Bazı işleri, fikirleri ve de ilgili linkleri aşağıda listeledim. Sizin bildiğiniz yaptığınız işleri ve çocuklara ayırılacak vakit ve part-time iş dengesi konusundaki tecrübelerinizi yoruma yazarsanız sevinirim. Yurtdışı ve yurtiçinde farklı imkanlar mevcut.
1. Tercüme: Özellikle yurtdışında yabancı diline güvenen anneler tercüme yapbilirler. Ben hem Türkiye'de üniversitede hem de burada gelince yaptığım için Chicago'da bir tercüme bürosuna kayıtlıydım. İşi bırakmaya yakın kendimi tekrar bir hatırlattım. Akmasa bile damlıyor. Ne olsa Türkçe-ingilizce tercüme çok sık gelmeyebiliyor. Bu konuda proz.com gibi güzel portallar da freelance çiler için güzel kaynaklar. Bunun bir de telefonla tercümanlık versiyonu var, fakat zamanı siz ayarlayamadığınız için ve ne zaman telefon gelirse yapmak durumunda kalmanız çocuklarla kolay olmayacağı için zor olabilir. Ama başında çoluk çocuk olmayanlar da bloga uğrar düşüncesi ile ekledim.
2. Avon: Ben uzun süredir kullandığım bu ürünleri kendim satmak için satış temsilcisi oldum. Burada, en azından benim dahil olduğun bölgenin direktörü çok ilgili. Ucu kendine de dokunduğu için oldukça kolluyorlar. Tabi satış konusunda üretken ve yaratıcı olmak gerekiyor. En azından ilk etapta işler oturana kadar yan gelip yatayım, para aksın durumu olmuyor. Ama işi oturmuş olanların sağlam para yaptıklarını gördum bizzat. Amerika'da güzellik, kozmetik, banyo, cilt bakımı ihtiyacı olanlar, alışveriş etmek için bu da benim e-dükkanım.
3. Elişleri ve yemek: Hamarat ve becerikli anneler ürettikleri ürünleri etsy.com veya cafepress.com gibi portallar aracılığı ile veya ebay.com da satışa sunabilir. Hamaratanne gibi blogununuzu da kullanabilirsiniz. Yemek yapmak da bir zanaat. Pastacı arkadaşları görüyorum, maaşallah alan başını yürüyor. Fakat Amerika'da bulunduğunuz yerin health department'ının kanun ve kurallarına dikkat etmeniz gerek.
4. Sanat: Bu da aynen yetenek dahilinde, gerekli satış kanalları bulunursa hem zevk, hem ek gelir getirebilecek bir dal. Fotoğraf, resim, heykel vs. Bu konu ile ilgili olmadığımdan (yeteneğim yok demeye dilim varmıyor) kaynak veremiyorum.
5. Kalifiye işler: Amerika'da yarı zamanlı olarak freelance/contractor olarak çalışabilme imkanları oldukça fazla. Özellikle uzman olduğunuz konunun birliği (association vs) varsa bunlar veya network unuz den tanıdıklarınız aracılığı ile iyi imkanlar bulunabilir. Eski işyerinizle de anlaşabilirsiniz. Linkedin.com bu konuda sevdiğim bir platform. Ayrıca başka bir anne odesk.com u önermişti.
Son olarak Amerika' da arayacağınız anahtar kelime freelance veya contractor
www.freelance.com/
www.freelancejobs.org/
gibi
Türkiye için bunu buldum
www.freelancecalisanlar.com/
www.serbestis.com/
Pazartesi, Temmuz 14, 2008
Özgürlük
Bazısı için evlilik özgürlüktür baba evinden kaçıştır, bazısı için bekarlık; bazısı için çalışmak özgürlüktür, bazısı için çalışmamak veya kendi için çalışmak; bazısı için şehir özgürlüktür, bazısı için kırlar bayırlar; bazısı için okumak özgürlüktür, bazısı için mezuniyet. Ama dedim ya yıllar geçtikçe aynı insan için bile özgürlüğün sınırları ve içeriği değişir.
Ben de kaç senedir okumanın ve çalışmanın getirdiği avantajları yaşamış biri olarak bugüne geleceğimi tahmin edemezdim. Ama geldim, geldik.
İki hafta evvel artık çalışan anne olmaktan istifa ettim ve kadrolu tam gün annelik işine başladım. Ancak esas işyerime iki hafta sonra döneceğim. Fırsattan istifade, "corporate America'nın" senelik iki haftalık tatillerine inat, hem uzun bir tatil yapıp hem de anneannelerle ve babaannelerle bol bol hasret gideriyoruz. Bir de güzel haber: görümce oldum. Gelin hanım burada. Bizim yavrulara kuzen gelsin, kesin çok bilmiş bir görümce olacağım. Ne fenayım! :)
Henüz acemiyim. Tek çocukla tek başıma uzun süre evde kalmamışken iki çocukla neye nasıl cesaret ettim göreceğiz. Bendeki bir cahil cesareti olsa gerek. Bir de "hem Amerika'da hem de Türkiye'de ne analar çatır çatır üç beş doğurup büyütüyor, ben mi yapamacağım?" diye güveniyorum kendime.
Bunun yanında kararımdan dolayı çok ama çok mutluyum. Kendimi inanılmaz rahatlamış ve özgür hissediyorum. (Henüz ailelerle beraber tatilde olduğumu yazmış mıydım? :)) Kımılnaz 7 aylık, Kıpırcan 3 yaş 2 aylık oldu. Kımılnaz artık köşe sepeti değil, iki kollu ahtapot; Kıpırcan'ın da feci derecede oyun arkadaşı ihtiyacı var. O da araştırıp iyi bir yuvaya başlayana kadar bize mahkum. Karar aslında daha çok Kıpırcan'ın gösterdiği ilgi ihtiyacı ve burada iki çocuk için verilecek bakıcı parasına karşılık çalışıp da çocuklarımdan ve kocamdan ayrı kalacağım zamanın toplanmasından çıkan kar zarar hesabına dayanıyor. Maddiyat bu denklemde çok büyük bir etken olduğu için, bu durum sınırlı süreli olacak diye hesapladık. Zaten bu yeni kararı haber verdiğim ve beni çok yakından tanıyan arkadaşlarımın hemen hepsi benim elimin ayağımın boş durmayacağını söylediler. Haklılar da! Ayrıca işyerimden "çocuklar seni çıldırttığı zaman bizi ara sana yapacak birşeyler buluruz." diyerek ayrıldık.
İşten ayrılmadan önce işyerimde bilgi aktarımı ve toparlanma; Kıpırcan ve Kımılnaz'a bakmak için dokuz aydır bizde olan annemin ve 3 aydır bizde olan anneannemin dönüşü, ve de son ana kadar bitmeyen 2 çocukla yolculuk hazırlıkları (= 7 bavul, bizzat ben kendim tek başıma hazırladım) bloga çok uzun süre ara vermeme neden oldu. Bu süre zarfında yazılacak birçok konu birikti. Ayrıca bundan sonra ilk elden birçok oyun, oyuncak, aktivite, yemek ve pratik bilgiler üretmek ve öğrenmek durumunda kalcağıma ve vakit elverdikçe paylaşacağıma eminim. Son olarak uzun zamandır okuyamadığım arkadaşlarımın bloglarına dönmeyi özellikle Montessori Eğitimi blogunu daha yakından takip etmeyi umuyorum. Yazdığım konularda paylaşımlarınızı, düşünce ve yorumlarınızı bekliyorum.
Çok heyecanlı. :)
Hepinize daha bir yakından, yani anavatandan sevgiler selamlar....







