Çarşamba, Aralık 16, 2009

Çocuk Oyunları - Düğmeler ve sayılar


Bu yazıyı kaç ay evvel hazırladım ama nedense koymamışım. (esas resmi bulamamışım herhalde. yeniden mizansen yarattım gece gece ;) Spindle box ı yapıp yazısını yayınlayınca bunu da ekleme ihtiyacı hissettim.

Spindle box oynamak, sayıları öğrenmek için güzel bir aktivite. Ama bunu yapmak için illa böyle bir kutuya mahkum değilsiniz.

Bu düğme oyununu ben çok evvel acil bir durumda ben bilgisayarda iş yapmam gerekirken Kıpırcan'da yanımda sakin dursun diye yarattım. Dikiş malzemelerimden düğmeler keşfedilip ortalığa dağılınca ben de onları faydalı bir işe koydum.

Renkli A4 kağıdına yanyana sekiz çizgi çizip tepelerine 1 den 9 a kadar sayıları yazdım. Her sütuna tepedeki sayı da gösterdiği kadar düğme koymasını söyledim.

Sonraki seferlerde işin içine renkleri de kattım. Sadece renklere göre ayırmasını söyledim. Onun işi bittikçe ben yeni birşey uydurdum.

Aynı şekilde spindle box ortaya çıkınca çubuklardan evvel düğmeleri çıkardım. Kıpırcan sayılara göre ayırdı. Kımılnaz düğmeleri boşalttı doldurdu. Herkes kendi çapında eğlenip oyalanıyor.

Aynı şekilde ile Hava, Su ve Kara etkinliğini taşıt oyuncaklarınız (araba, uçak, gemi vs) ile de oynayıp değişik bir versiyon yaratabilirsiniz. Biçimlerin sınırlarına hapsolmayıp farklılık yaratabilirsiniz.

Bookmark and Share

Salı, Aralık 15, 2009

Kartondan oyuncak - Sayı çubukları kutusu (Spindle box)

Evde karton kutu fazlası var. Özellikle gelen oyuncaklardan. Bu yüzden son zamanlardaki projelerim hep karton kutular ile.

Bu da Kız çocuklarına bebekler yazımda bahsettiğim bebeğin kutusundan ne yaparım, ne yaparım diye düşününce çıkan oyuncak bu.

Montessori'nin spindle box'ı. Daha sonra post edeceğim başka bir kartondan bozma mobilya için aldığım tahta desenli yapışkan kağıtlarımı da kullanmış oldum.

Malzemeler:

  • Uzunca karton kutu
  • Tahta desenli dekoratif yapışkan kağıt
  • Çöp şiş çubukları veya daha iyisi çin yemek çubukları

Yapılışı:

Kartonunuzu 3-4 cm derinliğinde kesin. Bebek kutusundan iki tane çıktı. Biri 0-9 arası diğeri 10-19 arası sayılar için.

Yapışkan kağıtla kaplayın.

Karton kutu derinliğinde eni ve enine takabileceğiniz şekilde boy ölçülerinde karton parçalarıkesip onları da kaplayın.

Yaptığınız ayraçları eşit aralıklarla (10 aralık, 9 ayraç) kuvvetli bir yapıştırıcı ile yapıştırın.

Üst kısma 0 dan 9 a kadar rakamları yazın.

Spindle box nasıl kullanılıyor öğrenmek için buraya tıklayın.

Alternatif kullanımlar için yarınki yazımı bekleyin.

Bookmark and Share

Pazartesi, Aralık 14, 2009

Proje 3 - Hatıralıklar için raf


Projelere devam.

İki çocukla tatil - Bölüm 4 yazımın Oyun kısmında yazdığım hediyelik eşya rafını da Kıpırcan ile beraber boyadık ve taktık.

Raf, eski evimizdeyken ve muhtemelen daha çocuklar bile yokken duvarlarımızı süsleyelim diye boyayıp takmak üzere bir craft mağazasından aldığım boyasız tahta raf(lardan biri).


Boya IKEA nın su bazlı mobilya boyası. Kıpırcan'ın odasındaki mobilyalar beyaz. Kıpırcan üç kat beyaz sürdü. Su bazlı boya harikaymış. Cilaya gerek kalmıyor. Sonra odasındaki haritanın üzerine astık. Biraz yüksek oldu ama haritayı öyle bir yere yerleştirmişim ki ve o kadar kocaman ki. Çıkmıyor da yapışkanları. Sözüm ona 3M in iz bırakmadan çıkan yapışkanlarındandı ama ya boyayı alıyor ya da harita yırtılıyor.

Neyse böyle oldu şimdilik. Soldan sayarsak

  • John Hancock Tower (Chicago, IL),
  • Sears Tower (Yeni adı ile Willis Tower Chicago, IL),
  • Big Ben (Londra, İngiltere'ye gitmedik ama annemin kuzeni Kıpıcan'ın Big Ben aşkını bildiği için getirdi),
  • Eyfel Kulesi (Paris, Fransa)
Bir de Vancouver'dan aldığı totemi bulsak iyi olacak.

Homer'lar ise benim eşime aldığım hediyeler. Ama Kıpırcan el koydu.

Bookmark and Share

Cumartesi, Aralık 12, 2009

Amerika'da çocuklarınıza isim seçerken kaçınmanız gereken isimler


Amerika ve diğer ingilizce konuşulan ülkelerde yaşıyorsanız, bebek bekliyor ve isim arıyorsanız,

1. Seçmece isim seçmece yazısını ve
2. Ekşisözlük'te ingilizce bilenlerin çocuğuna koymayacağı adlar listesini

okumanızı tavsiye ederim.

Gece gece koptuğum an:

"insan içine çıkıp "hi i'm an ass*" demek hoş olmadığı için terbiyeli anne babalar yurt dışında büyüyecek ya da gitme ihtimali olan çocuklarına enes ismini koymazlar" entry sini okuduğum andır.

Cuma, Aralık 11, 2009

İlk çocuklar ve kardeşler - Bölüm III



Lafı pek uzattım. Toparlayabilirim inşallah.

İlk çocuklar ve kardeşler - Bölüm I ve İlk çocuklar ve kardeşler - Bölüm II ü burada okuyabilirsiniz.

Öncelikle ilk bölümde "rahat bir anne" olduğum ifadesine karşılık, nasıl rahat biri olduğumu sormuş bir anne. Genel olarak evhamlı olmayan, çocuğun peşinde koşma, dur, otur, yapma, etme diye koşan biri değilim. Çocuk düşer, elleri yere değer, kalkınca silerim ama "ay ay pislendi" diye etrafı velveleye vermem. Düzeni severim ama düzenden şaşarsak tersim dönmez. Çocuklar yemek yerlerse yerler, yemezlerse yemezler.

Bunun yanında ev ve sokak kurallarımız bellidir. Bunlar hem güvenlik, hem de düzen içindir.

Karakter gelişimi
Kıpırcan ve Kımılnaz, her ikisi de ne istediklerini iyi bilen ve bildiklerinde direten insanlar. Onları kandırmak, oyalamak, dikkatlerini başka yöne çeksen bile unutturmak çok zor. Kıpırcan sabah uyanınca akşam en son söylediği cümleden muhabbete devam edebilir. Kımılnaz bir kere kafasına birşey taktı mı, o dediğini yapmanın mantıksız birşey olduğunu kendi tecrübe etmeden bildiğinden dönmez.

Bunları olumsuz karakter özellikleri olarak yazmıyorum. Evet bizi biraz zorluyorlar ama bence ne istediğini bilmek de iyi bir özellik.

İkinci çocuklar bazı olumlu yönleri kadar olumsuzları ve hinlikleri büyüklerinden çok erken yaşta öğreniyorlar. Ayrıca bizimkiler normal zamanlarda birbirlerini yeseler bile bir muzurluk söz konusu olduğunda hemen işbirliği yapıyorlar. Her iki kardeşin de karakterlerinin gelişmesinde ve birinin öbüründen daha fazla ezilmesini, geri plana atılmasını vb yan etkileri engellemek için uğraşıyoruz. Babamın bize çok güzel bir tavsiyesi vardı. "Sizin göreviniz çocukların güvenliğini sağlamak. Onun dışında bunların olacağını kabul et" demişti. Biz de ev kurallarını hatırlatıp, sadece birbirlerine zarar vermelerini engellemeye çalışıyoruz.

Dil gelişimi
İlk çocuğunuza hep siz örnek olmak ve ona hep siz yol göstermek durumundasınız. Ama ikinci çocuğunuz hem sizi hem abisini ve(ya) ablasını örnek alıyor. Bence bu yüzden ikinci çocukların dil yetenekleri ilklerden çok erken gelişmeye başlıyor.

Kıpırcan ilk defa anne ve babayı 22 aylıkken söyledi.

Kımılnaz 22 aylıkken çok düzgün yetişkin Türkçesi konuşabiliyordu.

Kıpırcan ilk kelimelerini hep yanlış söyler sonra zamanla düzeltirdi. tren = dodo, otobüs = adigu, helikopter = abudaday gibi tercüme listemiz vardı.

Kımılnaz hiç kendi kafasından atma kelime kullanmadı. Şu anda söyleyemediği bir tek teşekkür ederim. Onu da tekşür ederim diye çok ufak bir hata ile söylüyor.

Kıpırcan ne etraftan, ne televizyondan hiç İngilizce kapmadı ve kullanmaya yeltenmedi. (iki dillilik ve ikinci dil konusunda başka bir yazı yazacağım) Ana'dan ispanyolca öğrenmişti, o da günde 10 saat konuşunca mecburen.

Kımılnaz ise kah komşunun çocukları ile oynarken, kah abisinden sadece ingilizce kelimeleri değil, çatır çutur cümleleri kapıyor. Bir ay evvel kütüphanede oturmuş lego oynuyorlardı. Abisine, "Abiii, bebek gelirse 'this is mine' diyeceğiz değil mi?" diyordu.

Aidiyet
Kıpırcan ilk çocuk olduğu zamanlardan kalan bir alışkanlık ile kendisinin ilk ellediği, aldığı, bizim verdiğimiz şeyleri "benim" diye etiketliyor. Onda hep bir "bana ait", "sana ait" ayrımı var.

Kımılnaz'da abisi tarafından tetiklenmediği sürece böyle bir etiketleme alışkanlığı yok. O yüzden, o anda elinden alınmadığı sürece, biraz bekleyip rica edersen elindekini paylaşıyor. Elinden almaya çalırsa ise fena halde savunmaya geçiyor. Çok fena cırlar.

Sadece oyuncak değil, bebek arabası, oda, şampuan, kullandıkları her türlü eşyada geçerli bu.

Halbuki Kıpırcan okuldaki herşeyin tüm öğrencilere ait olduğunu ve paylaşıldığını biliyor ve uyguluyor. Ama evde her zaman kendine ait etiketleri mevcut. Bu konuda hala güçlük yaşıyoruz.

Sosyal hayata karışma
Kıpırcan kişilik olarak hep önce uzun süre gözlemleyen, ve iyice ortama ısındıktan sonra iletişim kuran bir insan oldu. Yine temkincan olarak çok uzun süre salıncağa binmedi (4 yaş diyeyim). Okula ilk başladığında çok ağlamadı ama ısınması uzun sürdü. Bu sene de yeni okuluna alışması süre aldı. 3.5 yaşına kadar evde, biz büyüklerle idi ve arada kendi yaşıtları ile beraber görüşüyorlardı.

Kımılnaz ise hem abisi ve arkadaşları ile bir arada olunca, biraz da kendi karakterinden dolayı daha çabuk kaynar ortama. Abisinin okullarına giderken o da gelmişse orada kalmak ister. Eve gitmek için çıkınca ağlar. O da abisi gibi insanlara yakınlaşmadan evvel gözlemlemek ister ama nispeten daha çabuk iletişim kurar. Daha konuşkandir. Yaşıtları ve abisinın yaşıtları arasında pek fark gözetmez. Parkta birkaç kere yardım aldıktan sonra kaydırak, merdiven gib zorlu parkurları hep tek başına aşmak ister Salıncağa da bayılır.

Kıpırcan hep birebir onunla ilgilenen olduğundan hala hep onu arar. Ama
Kımılnaz kendi kendine çok güzel oyalanabilir, oynayıp eğlenebilir. Kıpırcan ise hep kendine bir yol gösteren arar. Bunu bir önceki yazımda detaylı açıklamıştım.

Tuvalet Alışkanlığı
Bu konuda gelişimi etkileyen faktörler bece ilk çocuk ve devamı olmaktn çok daha komplike. Çocuğun erkek mi kız mı olduğu, çocukların beze bağlılığı ve bağımlılığı, çiş ve kaka yapma sıklıkları ve anne, baba ve bakan kişilerin bez ve tuvalet alışkanlığı konusundaki tutumları gibi birçok etken çocuğunuzun ne zaman tuvaleti kullanmaya başlayıp başlamayacağını etkiliyor.

Benim görüşüm, ilk çocukta ne tecrübe ediliyorsa anne ve baba ikinci çocuktaki tutumlarını daha etkin bir şekilde adapte ediyorlar. Dolayısı ile genellikle ikinci çocuklar ilk çocuğa göre ya daha erken, daha erken olmasa bile daha kolay tuvaleti kullanmaya başlıyorlar. Sütten ağzı yanan misali...

Bu üç yazıda aklıma gelen her yönüyle ilk çocuk ve kardeşleri büyürken anne ve babanın tecrübe edinmesi, çocukların farklı karakterlerde olması ve kardeşlerin abi ve ablalarını örnek alması soucu ortaya çıkan, benim gözlemlediğim farklılıklar ve değişiklikleri yansıtmaya çalıştım. Bunlar "bin nasihat" oluyor. Benim annemin bana dediklerini başıma "bir musibet" gelene kadar kabul etmemem gibi siz de bu yazıları kulak arkası edebilirsiniz. Belki çocuklarınız bambaşka karakterlerde oldukları için, size hiç hitap etmeyebilir.

İlk çocuğunuza hep ilk defa anne (baba) olacaksınız. Ne kadar okursanız okuyun, ne kadar nasihat duyarsanız duyun ikinci çocuğunuz hariç sizin tarzınızı ve tutumunuzu kimse değiştiremeyecek. Ama endişe etmeyin, onu sevdiğiniz, onu anlamaya çalıştığınız, dikkatle gözlemediğiniz ve sabırlı olduğunuz sürece çocuğunuz için en iyi anne siz olacaksınız.

Perşembe, Aralık 10, 2009

İlk çocuklar ve kardeşler - Bölüm II


Kendi kendine yetme

Bu kısım ikinci defa anne olacaklardan çok ilk kez anne olanlara (veya olacaklara) kulak küpesi olsun. :)

İlk çocuklar ve geriden gelenler arasındaki en büyük fark, sanırım kendi işini kendi görme ve kendi kendine yetme becerisini edinme sürecinde. Yanlış anlaşılma olmasın. Ben kendim ailemin ilk çoçucuğuyum ve kendi karakteriniz ve anne ve babanızın sizi büyürken uygun şekilde yetkilendirmesi çerçevesinde kendi kendine yetebilen yetişkinler olabileceğimize inanıyorum.

Yine de ilk defa anne ve baba olmanın getirdiği bazı sınırları ilk çocuğumuza yansıttığımıza ve bu süreci geciktirdiğimize inanıyorum. Üstüne üstlük bizden önceki nesillerin ilk çocuk olsun, sonradan gelenler olsun çocuklarını, bizim çocuklarımıza koyduğumuz sınırlardan daha geniş sınırlarla büyüttüklerine inanıyorum. Bu çok bilinçli bir tercih olmayabilir. Aksine, biz yeni nesil annelerin "daha bilinçli olmak" adına yaptıkları ufak lüzumsuz bir hata.

Bunun üç sebebi var:
1. Çoğumuz iyi bir anne olmanın çocuğumuza 7/24 direk ve birebir ilgi vermek gerektirdiğine; onunla uyanık olduğu sürece devamlı oyun oynamamız veya ona birşeyler öğretmemiz gerektiğine yoksa onların veya bizim eksik kalacağımıza inanıyoruz.

2. Günümüzün teknolojik rahatlıkları ve yardımcı imkanları nedeni ile eğer istersek 1. maddede yapmamız gerektiğini inandığımız şeyi rahatlıkla yapabiliyoruz.

3. İşin en kötü tarafı 2. maddedeki imkanlar mevcut olmasa bile 1. maddeye o kadar inanmışız ki süper anne olmak adına kendimizi yıpratmaktan bile çekinmiyoruz.

Annem de çalışan anneydi. Kendi işi vardı. Ama evin her işini de o yapardı. Kıpırcan büyürken, özellikle 1 yaşını geçtikten sonra bize onu gün içi biraz kendi haline bırakmamızı söylerdi. Ben ise karşı çıkardım.

Kıpırcan 3 aylığa kadar ben ve eşim; 3 aylıktan 15 aylığa kadar anneannem, ben ve eşim; 15 aylıktan 28 aylığa kadar Ana, ben ve eşim Kıpırcan uyanık olduğu sürece onu hep birebir eğlendirdik, onunla oynadık, ev işlerine kattık, çıkarıp dolaştırdık. Birimiz yoksa öbürümüz muhakkak onu kovalıyorduk. Ben hamileyken ve Kımılnaz ilk doğduktan sonra ilgimizi kaybettiğini düşünmesin diye iyice üstüne düştük.

Sonuçta ben annemin dediğine geldim, çünkü 2008 Haziran'ında 3 yaşında oynamak için illa bizden birini yanında isteyen, tek başına kendi kendini oyalayamayan, veya yaptığı şeye uzun süre odaklanamayan bir çocuk ve 7 aylık bir bebekle başbaşa kaldım.

Kımılnaz'ı uyutmam gerektiğinde, Kımılnaz'ı emzirmem gerektiğinde Kıpırcan'a kendini eğlendirecek birşey bulamıyordum. Mecburen televizyon açıyordum ki çat kapı odaya girmesin. Kımılmaz'a şut ısıtmam gerektiğinde veya mama yapmam gerektiğinde (onun yemek vakti olmadığı için) ayağımı paçamı çekiştirirken ona da iş veriyor, temizlik yaparken ona elektrik süpürgesini veriyordum ama yine paralel oyundan öte birbirimizden ayrılamıyorduk.

Kımılnaz ise anne ve babasının ilgisini abisiyle paylaştığı bir dünyaya doğdu. Ufakken onu bir köşeye koyar Kıpırcan'la oynardım. Bizi seyrederdi. Abisi kafasına pıt pıt vurmaya çalıştığında gülerdi.

Hareket etmeye başladığında ben yere oturur, bacaklarımı uzatır, bir tarafa Kıpırcan'ı bir tarafa Kımılnaz'ı alırdım. İkisi de kendi eşyalarıyla oynarken birbirlerine bulaşmasınlar diye hakemlik yapardım. O kadar.

Kımılnaz büyüdükçe, elinde eşyaları tutmaya başladıkça eline birşey verirdim. Onunla 5-10 dakika oyalanırdı. Sıkılmaya başlayınca Kıpırcan'a Kımılnaz'ın elindeki eşyayı değiştirmesini rica ederdim. O da değiştirirdi. Kımılnaz bir 5-10 dakika daha dalardı.

Kımılnaz iyice büyüdü. Salonda bir kutusu vardı. İçine değişik ıvır zıvırlar koyardım. Emekler, kutusunu alır. İçinde tek tek ıvır zıvırı çıkarır, evirir çevirir, dişler, yere koyar, başka birşey bulmak için kutuyu eşelerdi. Böyle 20-30 dakika oyalandığını bilirim. Hiç karışmazdım.

Sonra zaten annem yardımımıza geldi. Bu sürede Kıpırcan'da okula başladı, hem evdeki yeni düzenden hem de başladığı okuldan, biraz daha bağımsız olmaya başladı. 2 senede oldukça ilerleme var. Benden iyice ümidi kesti. Ama özellikle babası eve gelince illa onu yanında istiyor. Belki ben bütün gün başlarında olduğum için. Ben onlarla oturup, kitap okuyorum, resim yapıyorum. Onlar da oynuyorlar. Arada birşeyden sıkılacak gibi olduklarında başka neler yapabilirler, öneriler veriyorum veya malzemelerini benim kuracağım suluboya vb oyunlar var ise onları kuruyorum.

Kımılnaz 2 yaşında ve saatlerce kimseyi aramadan kendi başına oynayabilir. Tabi her dakika kendi başına saldım çayıra mevlam kayıra bırakmıyoruz. Zaten abisi evdeyken illaki birbirlerini buluyorlar.

Aynı beceriler kendi kendine yemek yeme, tuvalet alışkanlığı, giyinme soyunma kabiliyetinin gelişme hızında da kendini gösterdi. Kımılnaz abisinden göre göre herşeyi kendi yapmak istiyor ve yapıyor. Biraz da "ben kendim yaparım" tarzı var. Gidip kendi giyeceklerini seçip giyiniyor. Dışarı çıkacağız deyince önce paltosunu giyiyor, sonra ayakkabılarını giyip ve kapıda bizi bekliyor. Çok erken yaşta kaşığını tutmaya ve çatal kullanmaya başladı. Bunda bizim Kıpırcan'dan tecrübemizle onun ne kadar erken dönemde kendi işlerini yapabileceğini bilmemizin de olumlu etkisi var.

Kıpırcan 3.5 yaşında yuvaya başlayana kadar kalem tutmakla, boya boyamakla pek alakası yokken Kımılnaz çok erken yaşta düzgün kalem tutmaya başladı. Ayrıca resme özel bir ilgisi var.

Bu yazının başında yazdığım gibi. İkinci defa anne olduysanız veya olacaksanız zaten adapte olup zamanınızı ve ilginizi iki çocuğunuz arasında paylaştırmaya mecbursunuz. Bunun doğal sonucu olarak da çocuklarınız bağımsız olabilecekleri ve kendilerini idame ettirecekleri o serbest süreyi bulacaklar.

Önemli olan ilk defa anne iseniz, ara ara, hem çocuğunuzu hem kendinizi serbest bırakın. Bırakın çocuğunuz salonun bir köşesinde kendi işini yapsin, siz hobinizle uğraşın, kitap okuyun, bulmaca çözün, dikiş dikin. Temizlik yaparken o toz alsın, süpürgeyi ona verin. Banyo yaparken sandalyesi ile oyuncaklarını banyoya koyun, perdenin arasından arada cee-ee yapın. Bebekler su sesine bayılırlar zaten. Siz elinizi ve zihninizi birşeylerle meşgul ettikçe çocuğunuz da kendi işini yapacaktır.

Sadece iki istisnayı unutmayın. Çocuklarınız siz telefonla konuşurken veya bilgisayar başındayken, başka birşeyle meşgullerse bile işlerini güçlerini bırakıp eteğinize yapısır, ilginiz için olmadık şeyler yaparlar. Fakat bu ayrı bir yazı konusu. :)

Gideceğiniz yere geç kalın veya gitmeyin ama o kendisi giyinsin, merdivenlerden kendi çıksın (arkasında durun). Kıyafetlerini dolaptan veya çekmeceden alıp üstüste giymek istiyorsa giysin. Kımılnaz bir dönem evsizler gibi üstüste 5 tane t-shirtle dolaşıyordu. Ama böyle böyle giyinip soyunma alıştırması oluyordu. Hoş ben illa alıştırma yapsın diye kasmıyordum. O kıyafetleri indirip indirip giymeye çalışırken sesi çıkmadan eğleniyordu. Siz onları yapmaları için kendi başlarına bıraktıkça, onlar daha çabuk becerecekler, elleri çabuklaşacak, dengelerini daha kolay bulacaklar ve daha çabuk serpilecekler.

Bookmark and Share

Çarşamba, Aralık 09, 2009

İlk çocuklar ve kardeşler - Bölüm I


İkinci çocuktan sonra herkesin başka bir tecrübesi, başka bir yorumu vardır. Özellikle ikinci bebek yeni doğmuşsa ne kadar zor olduğu "bir çocuk bir iş, ama iki çocuk dört iş" şeklinde tarif edilir. Neden bilmiyorum ben iki çocuklu olmayı o kadar zor bulmadım. Belki yaş aralığımız iyi. Kıpırcan bir nebze kendini idame ettirecek yaşa gelmişti. Belki zaten benim biraz (biraz mı, çook) rahat bir anne olmamın etkisi de olmuştur. Eşimin çocuklara birebir ayırılan vakitle ilgili sıkıntısı olmasa "bence" 3. çocuk ve sonrası aslında anne ve babaya iş yükü açısından çok da zor değil. Çünkü, eğer becerebilirseniz, hem büyüyen çocuklarınız küçükleri kolluyor, hem küçükler büyüklerine baka baka kendi işlerini kendi yapmayı daha çabuk öğreniyorlar, hem de çocuklar birbirleriyle oynayıp, birbirlerine çok şeyler öğretiyorlar.

İlk çocuk ve geriden gelenler arasındaki farkların büyük bir kısmının da ilk çocuktan sonra anne ve babanın ilk çocukta olduğundan daha farklı birer ebeveyn olmasına bağlıyorum. Sadece daha tecrübeli ve nispeten daha rahat olmalarının yanısıra, bazı şeylerin lojistik olarak ilk çocuğa yapıldığı gibi yapılması da mümkün olmuyor. Bir tanıdığım bu yüzden ikinci çocukların fiziken birinci çocuktan daha iri olduğuna inanıldığını söylemişti. Çocuğu öyle rahat bırakıyorsun ki rahat rahat serpiliyor.

Yani ilk çocukların bildikleri anne ve baba ile arkadan gelenlerin bildikleri anne ve baba bambaşka oluyor.

2 senelik tecrübemle ilk çocuğum ve kardeşi konusundaki gözlemlerimi toparlamaya çalıştım. Siz de göreceksiniz ki aşağıda yazdığım farklılıkların bir kısmı mizaç ve karakter, yani genetik, bir kısmı ise ya bizim anne baba olarak değişmemizden dolayı veya arkadan gelen çocukların abi ve ablalarını örnek almasından kaynaklanıyor. Genellemek yanlış olur. Bu yüzden ikinci ve daha fazla anneliği yaşayanlar yorumları ile bu yazıyı zenginleştirirlerse çok sevinirim.

Ana kural:
Karakter: Ne olursa olsun kardeşler birbilerinden dünyalar kadar farklı oluyor. Daha ilk günden bunu görmeye başlıyorsunuz. Bence anne babalığın özünde çocuğunuzun farklı bir birey ve kişilik olduğunu kabul etmek ve onu öyle anlamaya çalışmak yatıyor. Aynı bağlamda diğer çocuklarınızın da ilkinden apayrı bireyler olduğunu görmek de insanı hem (hala daha) şaşırtıyor ve heyecanlandırıyor.

Düzen: İlk çocuğunuzla hem onu tanıyıp hem kendinizi tanıyıp el yordamı ile yol bulmaya bir düzen oturtmaya çalışıyorsunuz. Biz Kıpırcan'la hep sabit bir düzen takip ettik. Kendisi de doğduğundan beridir rutinlerin adamıdır. O hep öyle rahat etti, o düzende rahat edince biz de ona istediği düzeni vererek rahat ettik. Akşam hep 7 de yatırdık, neredeysek koştura koştura eve döndük. Banyosu belliydi, uyku saatleri neredeyse dakikti. Emzirme ve yemek vakitleri de öyle. Bu bize biraz kısıt getirmiş gibi gözüktüyse de eşimle beraber çalıştığım için yardıma gelen aile efradı ve bakıcılar arasında işleri yürütmek adına bize de çok rahat oldu.

Hala daha alıştığı ve sevdiği şeyleri her gün aynı şekilde aynı sırayla ister. Okuldan alınca arabada bir meyva suyu eşliğinde tost yer. Unutursak cidden rahatsız olur. Akşam yemek sonar rutini aynıdır. Tuvalet, biraz oyun, hazırlık, kitap okuma ve uyku.

Kımılnaz'da ise yine bir düzen vardı ama sınırları genişti, esnemeye müsaitti. Özellikle tek başıma iken Kıpırcan'ı benim okula getirip götürmem gerektiğinden Kımılnaz'in saatleri de onun etrafında ayarlanıyordu. Bu durumda Kımılnaz daha çabuk araba koltuğunda ve bebek arabasında uyumaya alıştı çünkü bebeği sokaklarda uyutmak 3 yaşındaki bir çocuğu 6 aylık bir bebeğin uyuma saatlerine göre evde tutmaktan daha kolaydı.

Sağolsun Kımılnaz'da nispeten esnek rutinlerin insanıydı. Gün içi iki yerine bir uyku alsa abısı gibi canımıza okumuyor. Halbuki Kıpırcan uyku vaktini biraz geçirse önce minik bir sarhoş adama sonra da bir canavara dönüşüyordu. Kımılnaz hala daha araba koltuğunda ve bebek arabasında çok rahat uyur.

Beslenme:
Biberon ve bardak- Her iki bebeğimi de 18.-19. aya kadar emzirdim. Kıpırcan'ı erken haftalardan itibaren işe dönecek olmanın verdiği sorumlulukla biberona alıştırdım. O da alıştı. Aynı zamanda hem benden şut alıyordu hem de biberondan. Hiç karışıklık yaşamadı.

Kımılnaz'da ise işe ara verecek olmanın rahatlığı ile biberon işini savsakladım ve 3. aydan sonra hanımefendi biberon istemedi. Ama acil durumlarda (benim hastalığım vb) birşey vermek gerektiğinde biberonu reddettiği için Wee marka ufak suluk ile başladık. Sonra büyük alıştırma bardaklarına geçtik ve 8.-9. aylarda ufak shot bardakları veya ikeanın mini mini bardakları ile su ve süt içmeye başladı.

Kıpırcansa aynı aylarda herşeyi biberondan içiyordu. Alıştırma bardağına çok geç geçtik. Hatta bir dönem biberona mecburi geri dönüş yaşadık. Bardaha geçmemiz ise 2 yaşı geçmiştir herhalde.

Katı gıdalar - Kıpırcan'da ilk anne olmanın verdiği heyecan ve pimpiriklikle hep ev yapımı püre ve mama verdim. Nereye gittiysem yanımda cam kaplarda veya mama termosunda mama taşıdım. Her yerden kaynar şu bulup, onları ısıtıp yedirdim. Hatta evde organik tahıldan kendi tahil ünümü bile yaptım. Evet ne kadar abartılabilirse ben Kıpırcan'da abarttım.

Kımılnaz'a ise verebildiğimiz kadar taze mama verdik ama dışarıda hazır organik kavanoz mama vermekten gocunmadım. Tahil unu yapmaya kalkışmadım.

Kıpırcan 1.5 yaşına kadar püre yedi. Bu muhtemelen önün fizyolojik yapısındandı, çünkü yemekler boğazına çok takılırdı.

Kımılnaz 8.-9. aylarda pütürlü püre ve 1 yaşına gelmeden bizim yediğimiz yemekleri ezilmiş haliyle yemeye başladı.İkisinin de dişleri çok geç çıktığı halde
Kımılnaz oldum olası katı yiyecekleri, ekmeği, kuru meyveleri çok kontrollü yer.

Kendi kendine yeme - Kıpırcan hala daha ağzına yemek verilmesini bekler, ki bunun sorumlusu da ailemizdir (ben hariç). Kımılnaz ise 10-11 aylıktan itibaren kendi yemek istedi ve şu anda da iştahı yerinde ise kesinlikle elletmez, kendi yer.

Tatlılar - Kıpırcan 2.5 yaşına kadar doğumgünleri dışında şeker ve çukulata görmedi. Bize kalsa daha da görmezdi ama Türkiye seyahatinde herkes pasta yedirme yarısına girince biz de yavaştan kolumuzu kaptırdık. Ama Kımılnaz 1 yaşını geçip aklı erdiği andan itibaren abisi yiyorsa tatlı istedi. Biz de birine verip öbürünü reddetmenin çok da makul olmadığını gördük. Çok yapay olmamak sureti ile şeker ve çikolatayı sunmaya başladık. Bu durum hem Kıpırcan'in hem de bizim kendi tatlı ve çikolata tüketimimize bir süre olumsuz etkisi oldu. 2 yaşında hanım şu anda eminem (M&M) demeyi pek ala biliyor.

Devam
ı gelecek...


Bookmark and Share